Yöneticinin Özelliklerine Dair

Yöneticinin Özelliklerine Dair

Her ideoloji, her rejim, her din kendisinin uygulamalarının adalet olduğunu iddia eder. Müslüman olanlar içinse adalet, İslam’ın ta kendisidir.

Yöneticinin Özelliklerine Dair

Ali Göçmez

Yönetim, idare veya siyaset ne denilirse denilsin toplu halde yaşayan insanların üzerinde, onları sevk ve idare etmekle ilgili kurallar, Kur’an’ın tamamını oluşturur. Ahiret hayatına iman etmek, uzak görülse bile siyasetin üzerinde yükseldiği temel olmalıdır. Dünya, Allah’a ve ahiret gününe iman eden liderler olduğu sürece yaşanılabilecek, huzurlu ve mutlu olunabilecek bir yer haline gelir. Bu konuda, önyargılı olmayan batılı ilim ve fikir insanlarından ikisinin sözlerine kulak verelim.

“Eğer Hz.Muhammed’de ileri görüşlülük, devlet adamlığı, idarecilik yetenekleri, onun Allah’a inancı ve güveni olmasaydı insanlık tarihinin önemli bir bölümü yazılmamış olacaktı.” (Montgomery Watt, Peygamber ve Devlet Adamı Hz. Muhammed, s.247)

“Hz. Muhammed, idareciliğinin yanında ruhsal yeteneklere de sahipti. İkisini genellikle aynı insanda bulamazsınız. O, tüm dindar insanların iyi ve adil bir toplum oluşturmaktan sorumlu olduğuna kesinlikle inanıyordu…” (Karen Armstrong, Hz. Muhammed, s.69)

Yüce Allah, peygamberlerini içinde yaşadıkları topluma doğru yolu göstermekle görevlendirmiştir. Bu nedenle birçok peygamber aynı zamanda yönetici olarak görev yapmıştır. Süleyman, Davut, Yusuf ve son peygamber Muhammed (s.a.v) bunlardan bazılarıdır. Yüce Allah, bir ayette Müslüman bir yöneticinin nasıl olması gerektiğini şöyle açıklar:

“O müminler öyle kimselerdir ki eğer kendilerine yeryüzünde bir iktidar verirsek namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, marufu (iyi ve güzel olan şeyleri) emrederler, münkerden (kötü ve çirkin olan şeylerden) vazgeçirmeye çalışırlar…”(Hacc 22/41)

Bu ayete göre Müslüman yöneticinin görevi yeryüzünde iyiliği yaymak, kötü ve çirkin olan şeylere karşı mücadele etmektir. Ayette Müslüman yöneticilerin namaz kılmaları ve zekât vermelerinden de bahsediliyor. Çünkü namaz insana böylesi büyük bir amacı gerçekleştirebilmek için gerekli iç donanımı kazandırır. Zekât da insanlar arasında gönül köprüleri inşa eder. Muhammed (s.a.v) her konuda olduğu gibi bir yönetici olarak da insanlık için güzel bir örnektir. O, bir yönetici olarak zamanını Rabbi, devleti ve özel hayatı için üçe ayırmıştı. Devlet işlerinin çok yoğun olduğu durumlarda özel hayatından fedakârlık ediyor ancak ibadetlerini asla aksatmıyordu. Onun bu hassasiyeti Müslüman yöneticiler için çok önemli bir mesaj içermektedir. O mesaj da şudur:

[Müslüman bir yönetici hiçbir zaman Rabbiyle bağını koparmamalıdır. Çünkü kendisini Allah’a karşı sorumlu hissetmeyen bir kimse, iyi bir yönetici olamaz.]

Peygamberimizin yönetimi, adalete ve hukuka dayanmaktaydı. Örneğin, Peygamberimiz 622 senesinde Medine’ye hicret ettikten sonra kendisinin liderliğinde bir devlet kurdu. Medine İslam Devleti’nin anayasası olarak kabul edilen ve 52 maddeden oluşan Medine Sözleşmesi’ni imzaladı. Peygamberimizin yöneticilik anlayışının dayandığı esasları Medine Sözleşmesi’nde görmek mümkündür.(1) Bu antlaşmayla şehirde yaşayan gayrı müslimlerin hakları teminat altına alındı. Esas hakları hukuki olarak garanti altına alınması Peygamberimizin yönetim bilimine yapmış olduğu önemli bir katkıdır.(2)

“(Ey Muhammed!) Sen büyük bir ahlak üzeresin.” (Kalem 68/4)

Peygamberimiz, halkın yönetime katılımını önemserdi. Bu nedenle yönetimindeki insanlardan biat alırdı. 

Biat; halkın, yöneticisine bağlılığını bildirmesi ve “İslam’a dayalı hukuk”tan ayrılmadığı sürece itaat edeceğine dair söz vermesidir.

Peygamberimiz, kendisine “Allah’a itaat ettiği sürece itaat etme” sözü verenlere her zaman değer vermiştir. Birçok toplumsal konuyu onlarla istişare etti ve karara bağladı. Bunu yaparken bazen arkadaşlarının bazen de kendi görüşünü tercih ederek uyguladı. O, halkla iç içe yaşadı. Hiçbir zaman kendi çağdaşı kral ve imparatorlara benzemedi. Her zaman toplumla (cemiyet) iç içe idi. Onu arayan, evde bulamaz ise camide bulurdu.

Örneğin Adiy bin Hatim, Müslüman olmadan önce Medine’ye gelmişti. Hz. Peygamberin, yanındaki insanlara ve çocuklara nasıl davrandığını görünce onda İran ve Bizans krallarında bulunmayan bazı özellikler olduğunu fark etti. Adiy, Peygamberimizin yolda yaşlı bir kadını uzun müddet dinlediğine şahit oldu. “Bir devlet başkanı nasıl olur da yaşlı bir kadını uzun müddet dinler?” diye düşündü ve bu durumu şaşkınlıkla karşıladı. Daha sonra Peygamberimizin evine gitti. Peygamber oturması için minderini ona verdi ve kendisi yere oturdu. Bu davranış karşısında çok etkilenen Adiy bin Hatim, “Vallahi bu bir kral değildir” diyerek Müslüman oldu.(3)

İslam dini adaletli olmayı emreder. İslam açısından adalet, Allah’ın hükümlerinin olduğu konularda onunla, olmadığı konularda ise gösterdiği gibi hükmetmek demektir. Her ideoloji, her rejim, her din kendisinin uygulamalarının adalet olduğunu iddia eder. Müslüman olanlar içinse adalet, İslam’ın ta kendisidir. O ne insanların, ne kralların, ne de egemenlerin sözüdür. O, kullarının ihtiyaçlarını, zaaflarını bilen, her şeye kadir, sadece bu dünyanın değil, alemlerin rabbi Allah’ın sözüdür. YÜCE OLAN O’DUR. İNSANLARIN UYMASI İÇİN HÜKÜM KOYMAK, KANUN VAZ’ETMEK, ÖLÇÜ BELİRLEMEK, YÜCELİK İDDİASIDIR. İSLAM; İNSANLARIN DEĞİL, ONU VE TÜM KAİNATI YARATAN ALLAH’I YÜCE BİLMEKTİR. BUNUN GÖSTERGESİ İSE NAMAZDIR.

Kur’an eski toplumların siyasi hayatından ve onları yöneten krallardan örnekler vererek mesajını gayet net ve açık olarak anlatmaktadır.

“Firavun, kavmine seslenerek dedi ki:

– Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı benim değil mi? Şu nehirler de benim altımdan akıyor (değil mi?) Hâlâ görmüyor musunuz?

– Yoksa ben, şu zavallı, nerede ise maksadını anlatamayacak durumda olan bu adamdan daha hayırlı değil miyim?

– (Eğer doğru söylüyorsa) ona altın bilezikler atılmalı, yahut onunla beraber bulunmak üzere melekler gelmeli değil miydi?

Firavun, kavmini küçük düşürdü (ezdi). Onlar da kendisine itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplumdu.”(Zuhruf 43/51-54)

“Andolsun, İsrailoğulları’nı o alçaltıcı azaptan; Firavun’dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.”(Duhan 44/31)

“Allah’a karşı yücelik iddia etmeyin…”(Duhan 44/19)

“Göklerde de yeryüzünde de büyük olan O’dur. O aziz ve hakimiyet sahibidir.”(Şûrâ 42/4)

“Biz, önüne geçilebileceklerden değiliz.”(Mearic 70/41)

“Gerçek hükümdar olan Allah, ne kadar da yücedir.”(Taha 20/114)

“(O Allah) İnsanların Rabbidir. Meliki’dir. İlahı’dır…” (Nas 114/1-3)

“Onlar, yeryüzünde büyüklük taslıyorlardı.”(Fâtır 35/43)

Zorba kelimesi ayette “aliyen” yani yücelik olarak geçmektedir. Yöneticilerin Allah’ın hükümlerinin olduğu konularda o hükümlere değil de, kendi veya başkalarının hükümlerine, sözlerine veya ölçülerine uyması “Allah’a karşı yücelik iddia etmek” olarak görülmektedir. Bu ise HADDİ AŞMAK OLARAK ANLATILMAKTADIR. İNSANA ÇİZİLEN SINIR, HAD VEYA HUDUD, Allah’ın ölçülerinin, hükmünün veya sözünün olduğu yerde (konuda) bu söze uygun davranmasıdır. Aksi takdirde Allah’a karşı yücelik iddia etmiş olur. Ayetten anladığımız budur.

Bir insanın amentüsü bu olduğu takdirde müslüman ve inanmış (mü’min) sayılır. Aksi takdirde gerçeği örtmüş (küfr), zulm etmiş (haksızlık-adaletsizlik) ve yoldan çıkmış (girmemiş/fasık) olur.

Adalet, her şeyi aid olduğu yere koymaktır. Anlamı budur. Elbette hangi şeyin nereye konulacağını en iyi onu yaratan Allah bilir. Bu sebeble de yöneticilerin uymaları gereken en önemli kuraldır. Kur’an-ı Kerim’de Nahl suresinin 90. ayetinde şöyle buyurulur: “Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder; çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünesiniz diye size öğüt verir.”

Peygamberimiz de adaleti yönetimin ilk kuralı olarak gördü. İnanç, renk ve ırk ayrımı gözetmeden tüm insanlara adaletli davrandı. Hukuk karşısında tüm insanları eşit kabul etti. Örneğin bir gün Mekke’nin en seçkin ailesi olan Kureyş kabilesine mensup biri hırsızlık yapmıştı. Peygamberimizin de mensubu olduğu Kureyş kabilesinin ileri gelenleri, suçlunun ceza almamasını istiyorlardı. Bunu sağlamak için Resulullah’ın çok sevdiği Üsame bin Zeyd’i araya koydular (şefaatçi yaptılar). Ondan suçlunun cezalandırılmaması için Peygamberimizden ricada bulunmasını istediler. Durumu öğrenen Allah’ın Resulü öfkelendi ve onlara şöyle cevap verdi:

“Sizden öncekiler işte bu yüzden helak olmuştur. Onlar kanunları fakirlere uygular, zenginleri ise affederlerdi. Allah’a yemin olsun ki kızım Fatıma dahi hırsızlık yapsaydı ona ceza verirdim.”(4)

Peygamberimizin yönetim ilkelerinden biri de “emaneti ehline teslim etmek”tir. Devlet memuriyeti de bir emanettir. Peygamberimiz bu konuda çok titiz davranır ve hak etmeyen kimseleri devlet işlerinde görevlendirmezdi. Örneğin Peygamberimiz, Mekke’yi fethedince şehrin yönetimiyle ilgili bazı görevleri yeniden düzenledi. “Allah size, mutlaka emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder…”(Nisa 4/58) ayeti inince bu görevi daha önce yapan ve bu konuda tecrübe sahibi olan biri Osman bin Talha’ya verdi.(5)

Peygamberimizin yönetim ilkelerinden biri de istişare idi. Hz. Peygamber, Yüce Allah’ın “İşleri onlarla istişare et. Karar verdin mi de artık Allah’a güven. Allah, kendisine güvenenleri sever.”(Al-i İmran 3/159) emrine uyarak aldığı kararlarda etrafındaki insanların görüşlerine başvururdu. Örneğin Peygamberimiz (s.a.v) Bedir savaşından önce sahabeleriyle istişare etti. Askerî taktikleri belirlerken onların görüşlerini de dikkate aldı. Hendek savaşında arkadaşlarının fikrini kabullendi. Bu konuda çok örnek vardır.

Peygamberimizin yönetim ilkelerinden bir diğeri de halkın eğitimine önem vermekti. Hz. Peygamber, bu amaçla Medine’deki mescidini bir eğitim-öğretim merkezi olarak kullandı. Suffa adı verilen merkezde insanlara gerekli bilgiler öğretiliyordu.

İslam açısından bilgilerin, dini-dünyevi diye ayrılması yanlıştır. Bu ayırım laik bakış açısının ürünüdür. Hayatı, Allah’a ve Sezar’a diyerek ikiye bölmek, Allah’ın hakkını din, Sezar’ın hakkını da dünyevi ve siyasi olarak isimlendirmek yanlış bir isimlendirmedir. İslam açısından Sezar’ın hakkını da onu yaratan Allah (din) belirlemektedir. Bu tür ikili ayırıma düşenler, Batılıların bu düşünüş tarzının etkisi altında kalanlardır. İslam’ın dünya görüşü çok basit ve açıktır.

1- Bu kainatı yaratan bir Allah vardır.

2- Bu, Allah’ın kulları uysun diye gönderdiği bir kitap vardır.

3- İnsanların örnek alması gereken bir liderleri (peygamber) vardır.

Peygamberimiz eğitici ve yönetici olarak atayacağı kimseleri özellikle bu suffa denilen merkezde yetişenler arasından seçerdi. Peygamberimiz bu çalışmalarla bedevi insanlardan medeni bir toplum inşa etti. Peygamberimizin yönetim anlayışını örnek alan Müslümanlar da yönetim, hukuk, bilim, sanat, felsefe ve kültür gibi alanlarda insanlık tarihinin en özgün medeniyetlerinden birini, İslam medeniyetini kurdular.

Peygamberimizin yöneticilik özelliklerinden biri de sosyal adalete verdiği önemdir. O, peygamberlik görevine başladığı ilk günlerden beri toplumdaki sosyo-ekonomik adaletsizliğe karşı mücadele etti. Devlet başkanı olarak hedeflerinden birini de toplumda sosyal adaleti sağlamak olarak belirledi. O’nun yönetiminde yoksullar ve kimsesizler daima gözetildi. Hiç kimse dilenmeye ya da açlıktan ölmeye terk edilmedi. Bu sebeble zenginlerin mallarının zekâtlarını devlet eliyle toplayarak yoksullara dağıttı. Bunların yanı sıra ihtiyaç sahiplerine yardım etmeyi, sadaka vermeyi ve dayanışmayı teşvik etti. Birbirini seven, birbiriyle paylaşan bir toplum oluşturdu.

Peygamberimizin yönetim ilkelerinden biri de toplumsal birlik ve beraberliği sağlamaktı. O, yönetimiyle insanlık tarihinde görülmemiş bir kardeşlik toplumu inşa etti. Peygamberimiz haksızlıkların, düşmanlığın, kan davalarının ve savaşın kol gezdiği bir toplumda doğmuştu. Arap kabileleri basit sebeplerden dolayı birbirleriyle yıllarca süren savaşlar yapıyorlardı. Toplumda kabileciliğin doğurduğu kin ve öfke duyguları hâkimdi. Muhammed (s.a.v) İslam’ı tebliğ etmeye başladığı andan itibaren bu dine giren herkesi, hangi ırk, kabile ve ülkeden olursa olsun eşit olarak kabul etti. Kabile kardeşliğinin yerine İslam kardeşliğini getirdi. İslam’da Habeşistanlı bir köle ile Kureyşli bir asilzade arasında fark kalmıyor ve bunlar kardeş ilan ediliyordu. Müslümanlık bugün de ırkçılığın etkisi altında ızdırap çeken dünyanın tek kurtuluş yolu olmaya devam etmektedir.

Devam edecek…

Dipnotlar

1 Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, c.1, s. 206-210.

2 Afzalur Rahman, Siret Ansiklopedisi, c.1, s. 353.53.8

3 İbrahim Sarıçam, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, s. 270. Bilgi Kutusu, Peygamberimizin Yönetim İlkeleri, İstişare etme, Halkın yönetime katılımını sağlamak, Adalet, Ehliyet ve Liyakata öncelik vermek.

4 Buhari, Hudud,11.

5 Müslim, Hac, 390.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal