Allah’a Şirk Koşmak -III-

Allah’a Şirk Koşmak -III-

Kul, Rabbine dua ettiğinde hiçbir şeyi ve kimseyi “Falanca peygamberin veya falanca kulun hakkı için veya yüzü suyu hürmetine veya falancanın aşkına” diyerek araya katmadan, Allah’dan isteklerini dua yoluyla yapması gerekir.

ALLAH’TAN BAŞKASINA DUA ETMEK ŞİRKTİR

“Ey Kavmim! Ben şimdi ne yapayım? Ben sizi kurtuluşa (davet ediyorum) çağırıyorum, siz ise beni ateşe (davet ediyorsunuz) çağırıyorsunuz. Siz, Allah’ı inkâr etmek ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri O’na ortak koşmam için beni çağırıyorsunuz. Ben ise sizi en güçlü ve bağışlayıcı olana Allah’a çağırıyorum.”(40 Gafir 41-42)

Dua (mastarı, da’vet, duaaen, da’vaa) kelime anlamı olarak “çağırmak, seslenmek, duyurmak, istekte bulunmak” anlamında kullanılmaktadır. Genel anlamı içerisinde Rabbimiz ve insanlar kendi aralarında yemeğe davet, konferansa davet, dine inanca davet olarak kullanmışlardır.

“Sen, Rabbinin yoluna hikmetli sözler ve güzel öğütler vererek insanları davet et.”(16 Nahl 125) yine başka bir ayette “Yalnızca Rabbine davet et. Elbetteki sen yüce, dosdoğru bir yol üzerindesin.”(22 Hac 67), “Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve ben müslümanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir.”(41 Fussilet 33) Bu ayetlerde görülüyor ki, Rabbimiz elçisine insanları Allah’a, dini İslam’a çağırmasını, davet etmesini emrediyor.

Bir de insanın yüz yüze yanında olmayan, kendisinden uzak, gayb durumunda olan, Allah’dan başka birilerini çağırması, çağrılanları işitemeyecek, güçleri ve kabiliyetlerinin yetmeyeceği konular da (hastalığın şifası, rızık isteme, büyük beladan kurtarma, korkma durumunda) çağırmayı yasaklamış ve kendisinden başkalarına dua (istekte de bulunmayı) etmeyi, kendisine ortak koşma olarak kabul etmiştir. “Dikkat et. Sana indirildikten sonra, Allah’ın ayetlerinden seni çevirmesinler. Yalnızca Rabbine dua et (seslen) ve asla müşriklerden olma.”(28 Kasas 87) Hastalanan insanın doktora şifa için gitmesi, karnı acıkan insanın bir başka insandan kendisini doyurmasını istemesi dua (çağırma) değildir. Hastalanan insanın yattığı yerden doktorun haberi olmadan vasıtasız yardıma çağırması, acıkan insanın oturduğu yerden herhangi birisine beni doyur demesi, yardım istenen insanların çağrıyı (duayı) duymaları imkânsız olduğundan, çağrıya da cevap veremezler. Bunların yanı sıra yaşamayan ölmüş insanlardan dua ile yardım istemek, yardım isteyenler için tam bir felaket bir durum ve kendi nefsine zulümdür. Allah’ın yarattığı insan yaratılışının özelliği, işitme mesafesinin dışındaki seslenişleri (aletsiz) duyması yaratılışına aykırıdır duyamaz. İnsanlar arasında hikâye edilen birtakım insanların Allah’ın lütfuyla duyduklarını söylemek, Allah’ın insan yaratılışına koyduğu fıtratına (yaratılış kabiliyetine) uymayan iddialardır. Ayrıca batıl inançlara sahip insanların “Allah’ın bazı seçkin insanlara verdiği kabiliyetlerle gayb durumunda da olsa işiteceği ve hatta öldüklerinde insanların seslenişlerini işitebildiklerini ve seslenenlere yardım edeceklerine” inanan ve inanılması için propaganda yapan şeytanlaşmış insanlar var. Rabbimiz Allah indirdiği kitabında elçisini muhatap alarak “Yaşayanlarla ölüler bir değildir. Allah dilediğine işittirir ama sen kabirlerdeki ölülere işittiremezsin.”(43 Zuhruf 22) diye bildirdiği halde, Allah’ın seçkin kullarının biz insanların bilmediği, anlamadığı şekilde yaşadığı uydurmaları epeyce yaygın. Rabbimizin Zuhruf 22’inci ayetteki “kabirlerdeki ölüler” demesi, sizlerden önce yaşamış, inansın veya inanmasın, Allah’ın insanlar arasından seçtiği elçileri ve daha sonra yaşayıp ölecek olan insanlar da bu genellemenin kapsam alanı içindedir. “Onlar dua edenlerin dualarından habersizdirler.”(46 Ahkaf 5) Allah’ın bu ayetlerinden habersiz oldukları halde, insanları Allah’ın yolundan saptıran şeytanların, Allah’ın ayetlerinin tam tersini insanlara tavsiye etmesi ve insanlardan kabul görmesi, o insanların Kur’an’ın uyarılarına uzak ve kulaklarını tıkamış olmalarının kanıtıdır. 

Ölümün istisnası yoktur. Bakara suresi 154 ve Al-i İmran 169’uncu ayetlerde “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin/zannetmeyin, onlar diridirler ancak siz anlayamazsınız” diye Rabbimizin bildirmesi, dikkat edilirse cümle içinde “öldürülenler” (hayatı bir başkası tarafında sonlandırılmış) ifadesinden, biz yaşayanların yaşadığı gibi yaşıyorlar şeklinde anlaşılamayacağı kesindir. Canlarını Allah yolunda Allah’a satan bu insanların Allah katındaki değerlerinin ve yerinin, normal yollarda ölmüş diğer insanlardan çok farklı ve üstün olduğu ifade ediliyor. Allah yolunda öldürülmüş, Allah’ın yanında (mahiyetini bilmediğimiz bir şekilde) diri olduğu bildirilen insanların yüce bir amaç uğrunda ölmeleri, saygıyı hak ettikleri için, diğer insanların ölmesi gibi bir tutmayın, eşit değildir anlamındadır. Allah bildirmediği halde, peygamberlerin, evliyanın, erenlerin, kabirlerde diri olduğu inancı, Allah yolunda öldürülenler ile kıyas yapılarak, peygamberler ve evliya derece olarak Allah yolunda öldürülenlerden daha üstün oldukları için, yaşamaları gerekir inancı oluşturuluyor. Bu kıyas ve düşünceyi destekleyen Allah’ın hiçbir ayeti olmadığı için, yalnızca zanla ve art niyetle, gerçeklerden uzak bu düşünceyi art niyetli insanlar kabul ettirmeye çalışmaktalar. Yüce Rabbimiz “Kesinlikle sen de öleceksin, onlar da ölecekler ve diriliş gününde karşı karşıya geleceksiniz.”(39 Zümer 30-31) diye elçisinin ölümlü bir insan olduğunu bu tür karanlık düşünceli insanlara hatırlatırken, ayrıca peygamber efendimize hitaben “Senden önce hiçbir beşeri ölümsüz yapmadık. Sen ölürsen, onlar ebedi ölümsüz mü olacaklar. Her nefis ölümü tadacaktır…”(21 Enbiya 35) kesinlikle elçilerinin de insanlara ölümlü olduğunu bildirirken, insanlardan ölümsüz olanların olduğunu iddia edenlerin, Allah’ın ayetlerini nasıl inkâr ettiklerini görüyoruz. Bu yanlış inanca sahip insanlar Allah’a dua ettiklerinde, ölümsüz kabul ettiklerini aracı yaparak, o sevgililerin yüzü suyu hürmetine ihtiyaçlarının karşılanması için yaptıkları dualarının kabul olunacağına inanıyorlar. Bu insanlar o kadar ileri gidiyorlar ki mezarlarda yaşadığına inandıkları seçkin insanlardan zorda kaldıklarında “yardım istenir” diyerek, insanları Allah’a şirk koşmaya davet ettiklerini kesinlikle biliyorlar. Bu inanca sahip inanç gruplarının bugünün medyasından veya onlara ait kitaplarında “Darda kalan insanların ölülerden yardım istemesi” şeklinde kitaplarının indeksinde başlıklar görmek ve bulmak çok kolay bir hale geldi. 

Cevizini kaybedip bir fatiha karşılığında Abdulkadir Geylani’ye çağrı yapıp bulduranı! Şiddetli yağmurda selin taşıdığı kocaman kütüğün arabalarına çarpmasına ramak kaldığında “Yetiş ya Hamza” diye dua ettiğinde kütüğün yön değiştirdiğini ve kurtulduğunu, yaşamını o kişinin yardımıyla sürdürdüğünü söyleyenler var. Yazdığı kitaplarında enbiyanın, evliyanın ruhlarından, sıkışıldığında yardım istenebileceğini tavsiye eden, insan eseri kitapların haddi hesabı yok.

Hâlbuki Rabbimiz insanlar için indirdiği doğruları öğreten kitabı Kur’an’ı Kerim’inde bu konuları açık ve anlaşılır şekilde izah ediyor ve uyarıyor “Ayetlerimizi açık ve anlaşılır durumda anlatıyoruz ki, günahkârların yolları net bir şekilde ortaya çıksın diye. De ki ‘Allah’dan başka yardıma çağırdıklarınıza kulluk etmem kesinlikle bana yasaklandı.’ Onlara de ki ‘Sizin arzularınıza uymayacağım, eğer size uyarsam sapkınlardan ve doğru yoldan uzaklaşmış olurum.”(6 En’am 55-56) 

Rabbimiz, Kur’an öncesi insanların yaptıkları affedilmez hatalarını dile getirerek, bu hataları yapan insanların kesin suçlu (mücrim) olduğunu bildirmesinden sonra, Kur’an tabilerine okudukları vahyin, günahkârların da yollarını açık ve anlaşılır bir şekilde ortaya koyuyor ki aynı hatayı inananlar yapmasın ve hata yapan suçluların mazeret yolları tamamen kapansın. Allah-u teala, elçisi Muhammed (as)’ın diliyle “Sizin Allah’dan başka yardıma çağırdıklarınıza (dua ettiklerinize) kulluk etmem, kesinlikle bana yasaklandı.”(En’am 56) dedirterek kendilerini bu dinin otoriteleri olarak tanıtan ve kitleleri peşlerinden sürükleyen o koca koca insanların, insanlara sıkıştıklarında Allah’dan başkalarına dua ile yardım istemelerini tavsiye etmelerinden, ne kadar Kur’an’ın cahilleri olduklarını, nasıl şirk içinde olduklarını ve nasıl bir şeytanlık peşinde olduklarını gösteriyor. Eğer bu insanlar Allah’ın kitabını okusalardı Allah’ın kitabındaki öğretilerde “Kullarım beni senden sordukları zaman, ben (onlara) yakınım. Beni çağırdığı (dua ettiği) zaman çağıranın çağrısına (duasına) icabet ederim. O halde onlarda benim çağrıma (emirlerime) icabet etsinler ve bana inansınlar ki, böylece olgunluğa ulaşmış olurlar.”(2 Bakara 186) Allah’ın kendisinden başkasına dua edilmemesi gerektiğini öğreneceklerdi. Çağrılarında (dualarında) Allah ile aralarına aracılar koyanlar “Allah’dan başka, kıyamet gününe kadar çağrılarına cevap veremeyecek olanlara dua edenden, daha zalim kim vardır? Hâlbuki dua ettikleri, onların dualarından habersizdirler.”(46 Ahkaf 5) ayette Allah’ın bildirdiği bu mesajlardan haberi olmayan ve müslüman olduğunu zanneden ve Allah’dan başkalarını dualarına aracı koyanlar Allah’a ortak koştuklarından haberleri yok. Hesap gününde de Rablerinin huzurunda “Rabbimiz Allah’a yemin olsun ki biz dünya hayatında müşriklerden olmadık.”(6 Enam 23) demelerinin her şeyi bilen Allah’ın yanında ne kıymeti, ne faydası olacak? Söylediklerinin ve yaptıklarının hepsini eksiksiz yazılı kayıtlarında gördüklerinde, ne hale düşeceklerini bilmeyen bu tür insanların hesap gününde yaşayacakları hayal kırıklığını varın siz tahmin edin. 

Rabbimiz bize yaşadığımız dünyada imtihanımızı ve O’nun rızasını kazanabilmek için ihtiyacımız olan her şeyi kitabının kılavuzluğu ve elçisinin uygulaması ile öğretmiş olduğu halde, Allah’ın kitabının kılavuzluğunu beğenmeyenlere şeytanların kılavuzluk ettiğini, yaşadığımız dünyada Kur’an dışı inançlarından ve uygulamalarından görüyor ve biliyoruz. Şeytanların kılavuzluk ettikleri insanlar da karga misali başları beladan asla kurtulmuyor. Bakın Rabbimiz kitabında kendisinden başkalarına dua edenler için nasıl misal veriyor:

“En doğru çağrı (dua) Allah’a yapılan dua’dır. Allah’dan başka dua edilenler, dua edenlere hiçbir şekilde cevap veremezler. Ancak Allah’dan başkasına dua edenlerin durumu, suyun ağzına gelmesi için yalnızca ellerini suya uzatanın durumu gibidir. Ama el uzatmakla su ağza ulaşmaz. Doğruları inkâr edenlerin çağrıları da, böylece boşa gitmiştir.”(13 Rad 14)

Rabbimizin verdiği bu açık ve hiçbir yoruma ihtiyacı olmayan misaller kalpleri hasta insanların, kendilerini her türlü nimetlerle donatmış Rahiim olan Allah’a neden itimat etmezler, neden dualara icabet edenin yalnızca O olduğunu bildikleri halde şüpheye düşerek aracı koyarlar? Düşünmezler mi dualarına aracı koştukları, kendileri gibi yaratılmış Allah’ın kulları “Allah’dan başka yardıma çağırdıklarınız, sizin gibi (Allah’ın) kullarıdır. Eğer doğru söylüyorsanız, onları yardıma çağırın da, sizin çağrınıza cevap versinler.”(7 Araf 194) yardım isteyen aciz, yardım istenen de aciz, geriye ne kaldı, koskocaman bir hiç. Hesap gününde gerçeklerle karşılaştıklarında, yaptıkları tek şey birbirlerini suçlamak; “(Ahirette) Allah’a ortak koşanlar, kendilerini Allah’a ortak koştukları kimseleri gördüklerinde ‘Ey Rabbimiz! Seni bırakıp da, kendilerinden yardım talep (dua) edip, sana ortak koştuklarımız işte bunlar’ derler ve onlara ‘Sizler gerçekten yalancılarmışsınız’ diye laf atarlar.”(16 Nahl 86)

Evet yaşadıkları hayatta yaptıkları bağışlanmaz hataları yüzünden ahiretlerini kaybedenlerin trajikomik haberleri, Kur’an’a inananların yaşarken bu tür hataları varsa, kendilerini düzeltmeleri için bu kötü örnekleri sanki o günü yaşıyormuş gibi Rablerinin gözlerinin önüne resmetmesi, Rablerinin rahmeti olarak görüp kendilerine çekidüzen vermelidirler.

“De ki ‘Kendi kendinize şunu sorun; eğer size Allah’ın azabı veya kıyamet saati gelse, samimi kimseler iseniz söyleyin, Allah’dan başkasına mı dua edersiniz?’ Elbetteki Allah’a dua edersiniz. O da dilerse üzerinizden azabı kaldırır ve siz de daha önce O’na ortak koştuklarınızı unutursunuz.”(6 En’am 40-41) Geniş zamanlarında yani normal yaşantıları içinde sık sık Allah’dan başkalarını ananlar, başlarına gelen mutlak yok edici felaketler geldiğinde, ayette olduğu gibi şirk koştukları düzmece ilahları veya yardımcıları bırakırlar hatta unuturlar, yalnızca samimi olarak Allah’dan yardım isterler. Allah onları zor durumlarından kurtardığında, pek azı hariç, yine Allah’a şirk koştukları eski ortaklarına dönerler. “Onlar gemiye bindiklerinde, gerçek din anlayışına uygun, samimi olarak Allah’a yalvarırlar. Onları sağ salim karaya çıkarıp kurtardığımızda, birden bire Allah’a ortaklar koşmaya başlarlar.”(29 Ankebut 65)

İnsan fıtrat olarak zayıf yaratılmıştır. İnsanın bu zayıflık hali yaşadığı her evrede kendisini ayrı ayrı tepkilerle ortaya çıkarır. Bebeklikte ihtiyaçlarını ağlayarak annesine ailesine bildirir. Çocukluğunda anne babasının koruyucu olduğunu içgüdüsel olarak öğrenir, ihtiyacı olduğunda anne babasını yardıma çağırır. Ergenlik çağına gelinceye kadar yavaş yavaş kendisini korumasını ve hayatı öğrenir. Aile dindarsa ailesinin dinini ve öğrendiği dinin kutsalını (ilahını) kutsal bilir. Ailesinden ve öğretmenlerinden hayatı öğrenerek kendine yetecek hale geldiğinde sorumluluk çağına gelmiştir ve hayatıyla ilgili kararları artık kendisi verecektir.

“Sizi zayıf bir halde yaratan Allah’dır. O, zayıf halinizden sonra, sizi güçlü hale getirir. Daha sonra güçlü halinizden sonra güçsüz, zayıf, saçları beyazlaşmış hale getirir. Allah dilediğini yaratır. O her şeyi bilen ve her şeyi bir plan üzeri yapandır.”(30 Rum 54) Rabbimiz bu ayette kısaca, verdiği bu aşamaları özet olarak bize hatırlatması, ayette de belirtildiği gibi insan güçlü hale geldiğinde, ne kadar güçlü olursa olsun, hayatında tek başına güç yetiremeyeceği pek çok şeyler olduğunu yaşayarak görüyor ve öğreniyor. Bu, güç yetiremediği ihtiyaçlarını, gerek ailesi gerek yakınları veya insanlardan yardım alarak, yalnız başına güç yetiremediği sorunları yardımlaşma ile çözerken, sosyal hayatın içinde yardımlaşmanın önemini, insanın insana muhtaçlığını öğreniyor. Hayatın bu aşamalarında ailesinden ve yakın çevrelerinden öğrendiği her şeyin bir sorumluluğu ve bu sorumluluğun getirdiği bir ağır yük olduğunu, inandığı dinin öğretilerinden ve tavsiyelerinden öğrenmiş olur. Artık hayatın yükünü taşıyabilecek çağa ulaşan insan, ailesinden öğrendiği hayatın, dininin ve kutsallarının doğru olup olmadığının sorgulamasını da yapma zamanı gelmiştir. Müslüman bir toplum içinde yaşayan ve o toplumun mensubu olduğu İslam dininin insana önerdiği kuralların dayandığı bir ana kaynağının olması gerektiğini akletmesi ve o ana kaynağa ulaştığında ikna olduysa, o dinin mensubu tabisi olmuştur. Dinin ana kaynağı kitap Kur’an, o kişiye Rabbi Allah’a ve Allah’ın koyduğu kurallara teslim olmasının şart olduğunu da öğretmiştir. Artık sorumluluğun her ferdin kendisine ait olacağını, yaptıklarının ve yapması gerekirken yapmadıklarının yükünün omuzlarına yüklendiğini öğrenmiştir. Böylece İslam dininin ana kaynağı, sorumluluklarına teslim olmuş kişiye, öğrettiği kurallarla kendisinin Allah’a nasıl kul olacağının yollarını açmış olur. İslam dininin insanlara öğrettiği vazgeçilmez ilk kuralı “Allah’dan başka ilah olmadığının” kabulü ve buna gönülden inanması ve teslim olması, her şeyi yaratan Rabbi Allah’ı doğru tanınması, inanan insanın attığı ilk doğru adımdır. Eğer kitabı Kur’an’ın rehberliğinden ölünceye kadar başka yollara sapmazsa, Allah’ın yardımı ile hayatını müslüman olarak tamamlamış olacaktır. “(Ey insanlar) Benim dosdoğru olan yolum budur. Yalnızca ona uyun ve başka yollara uymayın, başka yollara uymak sizi Allah’ın yolundan saptırır (ayırır). Allah size bu şekilde tavsiyede bulunuyor ki, belki kendinizi korursunuz.”(6 En’am 153)

Konumuz olan dua kavramını doğru anlamak için Allah’ın Kur’an ile öğrettiği şekilde doğru dua yapmamız gerekir ki, ihtiyaçlarımız için muhtaç olduğumuz Allah bizim dualarımıza icabet etsin. Dua’yı yalnızca Allah’a yapmak, Allah’a boyun bükmek ve yüceliğinin karşısında kulluğumuzu, çaresizliğimizi O’na arz etmektir: “Dualarınız olmasaydı Rabbim size ne diye değer versin ki. Sonra (bu nimetleri) yalanladınız. (Herkes yalanladıklarından) sorumlu olacak.”(25 Furkan 77) Yaşadığımız imtihan dünyasında Rabbimiz açlıkla, toklukla, mallardan, canlardan artırmak eksiltmek suretiyle bizi deniyor ki, kullarının Allah’a karşı sorumlulukları ve güveni ne kadar samimi olup olmadığı ortaya çıksın. “Ey İnsanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, zengin ve övülmeye layık olandır. Eğer dilerse sizin hepinizi yok eder ve sizin yerinize yeniden yaratılmış birilerini getirir. Allah için bunu yapmak zor değildir.”(35 Fatır 15-17) Bir insanın ihtiyacı olduğunda ilk hatırlaması gereken, ihtiyacı olan her şeyi yaratan ve o’nun (insanın) önüne serenin (31 Lokman 20) yüceler yücesi Allah olduğunu bilmesi ve yüzünü O’na döndürüp samimiyetle ondan istemesi ve böylece Rabbine muhtaçlığının bilincinde olduğunu göstermesidir. Rabbine ihtiyacı için dua eden insan, Rabbinden istediklerinin mutlak surette yerine geleceğini düşünmemesi gerekir. Çünkü Allah, insanın istediği şeylerin o insan için hayırlı mı şerli mi olacağını en iyi bilen O’dur. İsteğim yerine gelmiyor diye ümitsizliğe düşmek veya kulluktan vaz geçmek kulun kendi nefsine vereceği en büyük zarar ve dolaysıyla zulümdür. Kul, Rabbine dua ettiğinde hiçbir şeyi ve kimseyi “Falanca peygamberin veya falanca kulun hakkı için veya yüzü suyu hürmetine veya falancanın aşkına” diyerek araya katmadan, Allah’dan isteklerini dua yoluyla yapması gerekir. Dua’nın böyle olması gerektiği Rabbimizin kitabında örnek verdiği salih kullarının, peygamberlerinin Rablerine yaptıkları dualarda görüyoruz.

Rabbimiz, müşrikler ve inkârcılar için dua etmemizi kabul etmiyor ve yasaklıyor. Bir müslüman imanına ve müslümanlığına şahit olmadığı kimseye yakını da olsa, dua ve bağışlama dilemelerinin kabul edilmeyeceğini bilmesi gerekiyor. “Bir peygamber ve inananlar için, yakın akrabaları da olsa, Allah’a ortak koşmalarından dolayı, onların cehenneme girecekleri kesin ve açıkça belli olduktan sonra, onlar için Rablerinden bağışlanma dilemeleri mümkün değildir.”(9 Tevbe 113) bu ayet gayet açık bir şekilde müşrik ve inkârcılara dua edilemeyeceğini bildirdiği gibi “Sana faydası olmayacak ve sana zarar da veremeyecek olan, Allah’dan başkalarına dua yapma. Eğer onlara dua yaparsan, kendine zulmedenlerden olursun.”(10 Yunus 106) yaptığı dua’nın, dua içinde ne istediğinin ve kime dua ettiğinin farkında olması gerekir. Kur’an’da verilen örnek dualarda, hiçbir Allah’ın elçisi dualarında, kendilerinden önce gelip geçmiş Allah’ın elçilerini aracı yapmamışlardır. “Doğruları inkâr edenlerin hoşuna gitmese de, sen dinde (yalnızca sana öğretildiği gibi) ilave yapmadan, Allah’a dua et.”(40 Mü’min 14) 

Kur’an’ı Kerim’de Rabbimizin öğrettiği biz inananlar için örnek olan, yapılması gereken “De ki: Ben yalnızca Rabbime dua ederim. Ben O’na hiçbir kimseyi ortak koşmam.”(72 Cin 20) demesi ve yalnızca Rablerine seslenerek edecekleri duaların sure ve ayetlerini örnek dualar olarak çıkardım. İsteyen kardeşlerimiz Kur’an’dan bakabilirler. 

(1/Fatiha 5-7) “(Rabbimiz!) Yalnızca sana kulluk eder, yalnızca senden yardım dileriz. Bizi en doğru yola ilet. Kendilerini mükâfatlandırdıklarının yoluna, senin gazabına uğramış ve sapkınların yoluna değil.”

(2/128) “Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan kıl ve soyumuzu da sana teslim olmuş bir topluluk yap. Bize, sana ibadetin yollarını göster ve hatalarımızı bağışla. Çünkü sen hataları bağışlayan ve kullarına acıyansın.”

(2/250) “Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı pekiştir ve gerçeği inkâr edenlere karşı bize yardım et.” dediler.

(2/286) “Rabbimiz unutur veya hata edersek bizi sorumlu tutup yargılama, Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme, bize kaldıramayacağımız sorumluluklar taşıtma. Bizi affet, bizi bağışla ve bize merhamet et. Zira sığınacağımız (mevla) yegâne kapı sensin, gerçeği inkâr edenlere karşı bize yardım et.”

(3/8) “Akıl sahipleri ‘Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola ulaştırdıktan sonra, kalplerimizi kaydırma, katından bize rahmet bağışla, en çok bağışlayan sensin” diye dua ederler.

(3/16) “(Cennette olanlar dünyada iken) ‘Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz sana inandık, bize günahlarımızı bağışla, bizi ateşin azabından koru.” diyenlerdi.

(3/38) “Böylece Zekeriya ‘Rabbim bana katından tertemiz bir zürriyet bahşet, mutlaka sen duaları işitensin” diyerek dua etti.

(3/147) “Rabbimiz bize günahlarımızı bağışla, işlerimizdeki taşkınlıklarımızı affet, ayaklarımızı sabitle ve inkârcı topluluklara karşı bize yardım et demeleri olmuştur.”

(3/193) “Ey Rabbimiz! Rabbinize iman edin diye çağıran bir çağırıcının, iman etmeye çağırmasını işittik ve iman ettik. Rabbimiz günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve canımızı iyilik yapanlarla beraber al. Ey Rabbimiz! Elçilerin vasıtasıyla vaat ettiklerini bize ver. Kıyamet günü bizi alçaltma, elbette ki sen vaadinden dönmezsin.” diye dua ederler.

(7/23) “Rabbimiz kendimize haksızlık ettik, eğer bizi bağışlamazsan ve merhamet etmezsen, hüsrana uğrayanlardan olacağız” dediler.

(7/47) “Rabbimiz! Bizi haksızlık yapanlarla bir arada bulundurma!” derler.

(7/126) “Rabbimiz! Bizi bol sabırla donat ve canımızı sana teslim olmuş olarak al.” dediler.

(12/101) “Rabbim, bana mülk verdin, bana sözleri yorumlamayı öğrettin. Sen göklerin ve yerin yaratanısın, dünya ve ahirette benim velim (koruyup gözetenim) de sensin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni senin razı olduğun doğru işleri yapanların arasına kat.”

(14/40-41) “Rabbim! Beni ve soyumu namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz dualarımı kabul et. Rabbimiz! Beni, ana babamı ve inananları hesap gününde bağışla.”

(17/80) “Rabbim beni doğruların gireceği yere koy ve doğruların çıktığı yerden beni de çıkart, katından beni güçlü bir yardımcı ile destekle.”

(18/10) “Ey Rabbimiz! Katından bize rahmet ver, işimizde en doğru olan neticeye ulaşmamız için bize destek ve kolaylık sağla.”

(20/25) “Rabbim göğsümü geniş tut (ferahlat). Ve işimde (verdiğin bu görevde) kolaylık sağla. Dilimdeki düğümü (tutukluğu) çöz ki, sözlerimi (doğru) anlasınlar.”

(23/109, 118) “Rabbimiz! Biz iman ettik, bizi bağışla ve bize merhamet et. Çünkü sen merhamet edip acıyanların en merhametlisisin.”

(25/65) “Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzak tut. Zira cehennemin azabı çok ağırdır.”

(25/74) “Ey Rabbimiz! Bizlere gözlerimizin sevinci olarak hayırlı eşler ve evlatlar bağışla ve bizleri hatalardan korunanlara önder yap derler.”

(26/83-87) “Rabbim bana hüküm vermeyi bağışla ve salih kullarının arasına kat. Diğer insanlar içinde benim doğru sözlü olmamı sağla. Beni, nimetlerin bol olduğu cennetlere mirasçı olanlardan yap. Yeniden diriliş gününde beni üzülenlerden eyleme.” dedi.

(27/19) “Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimetlerden dolayı sana şükretmem için imkân ver ve senin razı olacağın doğru ameller yapmamı bana nasip et. Merhametinle doğru ve hayırlı işler yapan kullarının içine beni kat.” dedi.

(28/16) “Rabbim kendime zulmettim beni bağışla.”

(40/7-9) “Ey Rabbimiz! Sen merhamet ve ilminle her şeyi kuşatırsın. Sana tövbe edenleri ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennemin azabından koru. Rabbimiz! Onları ve onlardan salih amel işleyen atalarını, eşlerini ve zürriyetlerini vaat ettiğin adn cennetlerine koy. Şüphesiz ki en güçlü olan ve her şeyin hükmünü veren sensin. Kötülüklerden onları koru Sen o kıyamet günü kimi ahiretin kötülüklerinden korursan, o kişiye merhamet etmişsindir. Bu da o kul için büyük bir kurtuluştur.”

(46/5) “Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimetlere şükretmem, senin razı olacağın doğru ve yararlı işler yapmam için beni yardımınla destekle ve soyumun içinden doğru işler yapıp sana itaat eden bir nesil olmalarını nasip et. Ben sana tövbe ettim ve sana teslim olanlardanım.”

(59/10) “(Muhacir Mekkeliler) Ey Rabbimiz! Bizi ve bizi iman ile geçmiş kardeşlerimizi (ensar’ı) bağışla, iman edenlere karşı kalplerimizde bir kin bırakma. Rabbimiz sen çok şefkatli ve merhametlisindir.”

(60/5) “Ey Rabbimiz! Doğruları inkâr edenleri, bizim için imtihan vesilesi yapma, bizi bağışla. Rabbimiz sen çok güçlü olan ve her şeyin hükmünü verensin.”

Rabbimizin salih elçileri ve kendilerinden razı olduğu kullarının, Rablerine yalvarışlarına, dualarına baktığımızda aracılar olmadan, dualarında doğrudan Rablerini muhatap aldıklarını ve hiçbir şeyi ve hiçbir kimseyi aracı yapmadan yalnızca direk O’ndan istediklerini görüyoruz. Çünkü Rabbimiz aracısız olarak kullarına en yakın olan O’dur. “Şüphesiz ki insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine neler fısıldadığını biz biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.”(50 Kaf 16) 

Ayrıca Mücadile suresinde de insanlara çok yakın olduğunu bildiriyor “Görmüyor musun? Göklerde ve yerde olanların hepsini Allah biliyor. Gizli toplantı yapan üç kişinin dördüncüsü Allah, beş kişi olursa altıncısı Allah, bunlardan daha az sayıda veya daha çok sayıda olsalar da Allah onlarla beraberdir. Her nerede olurlarsa olsunlar, sonra Allah, yaptıklarını kıyamet günü onlara haber verecektir. Allah her şeyi en iyi bilendir.”(58 Mücadile 7)

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal