BUGÜN KUDÜS YENİDEN KARANLIĞA GÖMÜLECEK!

BUGÜN KUDÜS YENİDEN KARANLIĞA GÖMÜLECEK!

…gömülecektir ama çöküşe geçen ABD kaybedecektir. Bugün, Müslümanların kıblegâhında oturan Suudi hanedanının tarihine kara bir gün olarak yazılacaktır. Bugün, Kudüs uğruna her aileden bir şehit veren Mısırlıların kalbine bir hançer gibi saplanacaktır.

Zekeriya Kurşun, Yeni Şafak’taki köşesinde ‘Kudüs’ün kimi beklediğini’ yazdı:

Bugün kıyamet kopmayacak. ABD’nin elçiliğini Kudüs’e taşıması Evanjelistlerin bekledikleri Mesih’in alameti de olmayacaktır. Ancak bir kere daha ABD siyasetinin dünya barışını tehdit ettiğini gösterecektir.

Kudüs ilk defa bu duruma düşmemiştir. Tarih boyunca defalarca yerle bir edilmiş, yakılıp, yıkılmış ve işgal edilmiştir. Kudüs’ü işgal eden, halkına zulmeden güçlü devlet ve imparatorlardan tarihe bıraktıkları kötü şöhretin dışında hiç bir eser kalmamıştır.

Bugün, Kudüs yeniden karanlığa gömülecektir ama çöküşe geçen ABD kaybedecektir.

Bugün, Müslümanların kıblegâhında oturan Suudi hanedanının tarihine kara bir gün olarak yazılacaktır.

Bugün, Kudüs uğruna her aileden bir şehit veren Mısırlıların kalbine bir hançer gibi saplanacaktır.

KUDÜS’Ü UNUTMAYINIZ

Ye’se mahal yoktur, zira bugün ağlayanlar yarın gülecektir. Kudüs’ü gönülde tutmak, onu hatıralarımızda yad etmek ve onun kutsiyetine inanmak kurtuluşuna giden yolu açacaktır.

Bugün, Trump’ı, Netanyahu’yu Muhammed bin Selman’ı, Sisi’yi aklınızdan geçirmeyin. Hz. Ömeri, Melik b. Mervan’ı, en zor zamanlarında ortaya çıkan Selahaddin-i Eyyübî’yi hatırlayın. Kudüs’ü bütün İnsanlık için bir barış adasına çeviren Osmanlı Sultanlarını düşünün.

Daha kuruluş yıllarında Osmanlıların gönlündeydi Kudüs. Başkaları idare etse de Osmanlıların nezdinde ayrı bir yeri vardı. Hacca giden herkes uğrayıp bir selam veriyordu Mescid-i Aksa’ya. Hz. Peygamberin ziyaret edilmesi gereken üç mescitten birinin Kudüs’te olduğuna işaret etmesinin üzerinden asırlar geçmişti. Ama bu ziyaretlerin bir gelenek halini alması Osmanlı asırlarına nasip oldu. Kudüs Osmanlı idaresine girmeden Çandarlıların gelini İsfahan Şah Hatun Kudüs’e uğrayıp bir medrese yaptırdı. Sultan II. Murad, Kudüs’ü vasiyetnamesine koymayı ihmal etmedi. Fatih, İstanbul’u fethettiğinde Kudüs de gönlündeydi. Müslümanlara zafernâmesi giderken, Kudüs’teki Rum Ortodokslara da teminat veren fermanı ulaşmıştı.

OSMANLI KUDÜS’Ü

Osmanlıların Kudüs’ü sürekli yâd etmeleri, hatırda tutmaları Yavuz Sultan Selim’e miras kaldı. Nitekim o, bu miras ile Kudüs’te Osmanlı asırlarını başlattı. Yavuz Sultan Selim, Kudüs’ü hürmetle girdi, tıpkı Hz. Ömer gibi, Selahaddin Eyyubî gibi halka güvence verdi. Kutsal yerleri ve Gayrimüslimlerin mabetlerini bir bir gezdi, Mescid-i Aksa’da ibadet etti. Ömrü Kudüs’e hizmet etmek için vefa etmedi ama duası kabul oldu. Oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın hizmetleri şehre damgasını vurdu.

Sultan Süleyman, Kudüs’ü, kutsiyetine yaraşır şekilde imar ve ihya etti. Süleyman peygamberden sonra II. Süleyman olmaya hak kazandı. Devşirme şehir, herkesin güven ve barış içinde yaşadığı bir Müslüman şehrine dönüştü. Şehre azamet ve güven veren surlar yükseldi, her şeye hayat kaynağı olan sular akıtıldı. Müslümanların ilk kıblesi ve Emevî halifesi Mervan’ın mirası olan Mescid-i Aksa tamir ve tezyîn edildi. Şehrin geleni-gideni, yolcusu arttı; dervişi, fodulası, fukarası çoğaldı. Onlara da imareti ile Haseki Sultan yetişti. Eski vakıflar himaye edildi, yenileri kuruldu. Kudüs’e yolu düşen Müslüman-Gayrimüslim herkesin yüzü güldü.

Osmanlı Devleti’nin üç kıtada farklı dini ve etnik kökene dayalı toplumları bir arada yaşatabilmesinin gizli kalan sırrı Kudüs oldu. Osmanlı Kudüs’ünde dört asır boyunca farklı din ve sosyal gruplardan insanlar bir arada yaşayabildi. Dünyanın dört bir tarafından farklı din ve mezheplere sahip gruplar bir düzen içinde Kudüs’ü ziyaret etti ve buradan memnuniyetle ayrıldı. Diğer şehirlere de örnek olan Kudüs’te, Müslüman, Rum, Ermeni, Kıpti, Süryani, Yahudi ve daha bir çok toplum, dört yüz yıl boyunca huzur ve refah içinde yaşadı. Kimsenin dinine, kültürüne ve hayatına karışılmadı. Batı’dan yeni rüzgarlar esmeye, Katolik dünyası burayı karıştırmaya, Siyonistler yeni hesaplar yapıncaya kadar herkes Osmanlı Kudüs’ünde mutlu yaşamaya devam etti. Kimse Hz. Ömer’in, Selahaddin’in, Fatih’in Yavuz’un koyduğu kanunları bozmaya kalkmadı. Kimse Allah’ın kutsal kıldığı bir beldeyi alçak arzularına kurban etmedi.

STATÜKOYU KİM BELİRLEYECEK?

Gün geldi, devir değişti, Batıdan esen rüzgar sadece fırtına, kasırga getirmedi, beraberinde haset, rekabet, kin getirdi. Kutsal şehrin manevi havası kirletildi. Bu şehri kutsiyetine uygun yaşatmak azminde olan Osmanlı Devleti 1767’den itibaren statüko fermanları yayımlamaya başladı. Her kavganın sihirli kelimesi statüko oldu. Habeşiler, Kıptiler, Latinler, Ruslar, Fransızlar, İngilizler ayağa kalktıkça statüko fermanları ile susturuluyorlardı. Kırım Savaşı öncesinde kutsal mekanlar meselesi o kadar tırmandırıldı ki, dönemin Sultanı Abdülmecid Han, yeni bir statüko fermanı yayınlamak zorunda kaldı. Ferman, yeni bir emre kadar, Kudüs’te hiç bir değişiklik yapılmamasını emrediyordu. İstanbul’da giden ferman her zaman kabul görüyor ve barışı yeniden tesis ediyordu. Bu sefer de öyle oldu. Hem de Kudüs’te statükoyu kimin belirleyeceğini gösteren sembol bir hadiseyi doğurdu.

Sultan’ın fermanı Kamame Kilisesi’ne ulaştığında Ermeni bir görevli kilisenin ana kapısının üst kısmında, ahşap bir merdiven ile cam temizliği yapıyordu. Sultan’ın fermanı okunup, hiç bir eşyanın yerinden oynatılmaması emri duyulunca, Müslüman-Gayrimüslim herkes itaat etti. Pencereye dayanmış olan merdiven bile olduğu yerde bırakıldı. Bugün hâlâ yerinde duran ve o günlerden bugüne şahitlik edip, mesaj veren merdivene de ‘statüko merdiveni’ adı verildi.

Bugün ye’se kapılmayın. Sadece Kudüs’ün statükosunu kimin belirleyeceğini gösteren o merdiveni düşünün.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal