“Allah’tan başkasından yardım dilemek” üzerine…

“Allah’tan başkasından yardım dilemek” üzerine…

Geçenlerde türbe yanındaki çeşmeye su almak için giderken, yine birkaç kadınla çocuğun türbenin etrafında ellerini kaldırmış dua ettiklerini gördüm, bir de, tanıdığım bir Hacı amca el açmış dua ediyordu…

İstigase (Allah’tan Başkasından Yardım Dilemek)

Bekir Çöl

Sivas S.S.K. hastanesinin bahçesinde küçük bir türbe var. Mum Baba denen bir zatın mezarı varmış orada. Yatır hakkında bir bilgim yok. Oradan her geçtiğimde elini açıp dua edenleri görürüm. Allah’tan mı isterler, orada yatanı vesile mi edinirler, orada yatandan yardım mı talep ederler belli değil. Dua edenlerin niyetlerini bilemediğim için sû-i zan yapmak istemiyorum. Geçenlerde türbe yanındaki çeşmeye su almak için giderken, yine birkaç kadınla çocuğun türbenin etrafında ellerini kaldırmış dua ettiklerini gördüm, bir de, tanıdığım bir Hacı amca el açmış dua ediyordu. O’na nazım geçtiği için yarı şaka yarı ciddi “Hacı emmi ne istiyorsan Allah’tan iste. Oradaki zat öleli yıllar olmuş. Ondan istemenin bir anlamı olmaz” dedim. Bu sözüme itiraz eden Hacı amca bana cevaben “Hoca efendi. Sen ne diyorsun. Orada yatan Mum Baba, şeyhimizin bilmem kaçıncı göbekten dedesidir. O zamanın kutbu imiş. Onun tasarrufu devam ediyor. O her isteyene yardım eder” dedi. Hacı amcanın bu cevabı, ehlisünnet itikadı üzerine amel ettiğini zanneden nice Müslüman’ın bağlandıkları Tarikatlar sayesinde ne kadar yanlışa düştüklerini açısından ilgi çekicidir. Bu nedenle Tasavvufi terim olarak dilimize girmiş birçok kelime ve kavramın gerçek anlamını araştırmak isteyen Müslüman kesimi, gerçeklere ulaştırmanın gerekli olduğuna inandım.

Evvela “istiğase” ne demek? Yardım istemek, medet dilemek. Tasavvufta ise müridin sıkıntılı durumunda, darda kalınca Şeyhinden veya zamanın kutbundan himmet istemesi yardım dilemesidir.

“Tasarruf” ise sözlük olarak bir işin içine girmek, idare etmek, halden hale sokmak, kişinin bir işi yapma veya kullanma yetkisidir. Tasavvufta kullanılışına gelince; insanlara, eşyaya çeşitli şekillerde etki etmek, insanları idare etmek, hükmetmek, keramet göstermek; bir başka deyimle Allah’ın bütün eşyayı sevdiği kulunun eline vermesi, O’nun iradesine müsahhar kılmasıdır.

Yukarıdaki tariflerde de görüldüğü gibi Tasavvuf ve Tarikat ehli bu iki kelimeye yükledikleri manalar ile kendilerine has bir dua şekli oluşturmuşlar ve şu inanışta olduklarını açıklamışlardır.

Ehli Tasavvufa göre makam sahibi olan bir veli ister ölü, ister uzakta olsun ondan yardım istenir. O yardım etme yetkisine sahiptir. Özellikle Tasavvuf ehlinin yardımı dünyada olduğu gibi öldükten sonra da yine devam eder. Yardım veya medet isteyen “ Medet ya şeyh”, “Medet ya Gavsı Azam” diye seslenir. Kadiri müritlerinin “Yetiş ya Abdülkadir Geylani” diye medet istemeleri günümüze kadar ulaşan “istiğase” sözüdür.

Bu yolun meşhurlarından Mârufi Kerhi bir gün Seri Sakati’ye “Allahtan bir hacet dileyeceksen bana yemin ederek iste” demiştir. Yine Subki (ölümü hicri 771) “Veliler ölmez Şehitler gibidirler, kendilerinden yardım isteyeni duyarlar ve yardım ederler” der. Nebhani’de ölülerden yardım istemeyi caiz görür. Halen birçok Tarikata bağlı mürit Şeyhinin yanına giderken arabalarının uçuruma yuvarlanacağı anda Şeyhin yetişip eli ile tuttuğunu ve kendilerini kurtardığını bir keramet gösterisi olarak anlatırlar. Şeyhlerinin tasarrufu sayesinde birçok nimete kavuştuklarını kabul ederler.

Bu çarpık, yanlış anlayışlar batıl inanışlardan, yabancı kültürlerden Tasavvuf yoluyla İslam inancına sokulmuştur. Bu tür yanlışları reddeden birçok âlim hatta Tasavvuf büyüğü eserler kaleme almış, delilleri ile noksanlıkları, yanlışları ortaya koymuşlar ama yerleşen adetle, sakat inanışları halkın beyninden silmek tamamen yok etmek pek mümkün olmamıştır. Bir hocamız şöyle bir cümle söylemişti: “Eladetü latütrek” (Adetler terk edilmez). Hakikaten insanları alışkanlıklarından vazgeçirmek kolay değildir. O halde ne yapmalı? İnsanları doğruya, güzele döndürmek İslam’ın ana caddesine götürmek için bıkmadan, usanmadan, sağlam deliller ile yazmalıyız, uyarmalıyız. Bin defa tekrar etmek gerekse bile büyükler “Ettekraru hasen velevkane yüz seksen” (tekrar etmek güzeldir, velev ki yüz seksen defa olsa bile) demişler.

Bu görevi yaparken öne çıkan en büyük engel muarızların “sen bizim şeyhten daha mı iyi biliyorsun? Sen kendini falanlardan üstün mü tutuyorsun?” gibi sığ ve cahilce itirazlardır. Kaldı ki vereceğimiz cevaplar kendi görüş ve kanaatimiz değil, ilmi ile irfanı ile İslam cemiyetine yön vermiş değerli âlimlerimizin eserlerinden alınmış güvenilir fikirlerdir.

Buraya kadar Allah’tan başkasından yardım isteyenlerin varlığını dile getirdim. İnşallah bundan sonraki yazımda yanlışları delilleri ile ortaya koymaya çalışırız…

(Hilal Haber)

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal