Muş’ta “Ercümend Özkan” semineri

Muş’ta “Ercümend Özkan” semineri

Özgür-Der Muş temsilciliğine konuk olan Ferhat Çiftçi, “Ercümend Özkan” konulu bir seminer verdi. Çiftçi, Özkan’ın ortaya koyduğu “arı-duru İslam” anlayışının önemli bir değere sahip olduğuna dikkat çekti, bunun çok orijinal ve kıymetli olduğunu söyledi.

Muş Eğitim-Bir Sendikası seminer salonunda düzenlenen program, İlyas Sayım’ın Kur’an tilavetiyle başladı. Ardından konuşmasına başlayan Ferhat Çiftçi, Ercümend Özkan (1938-1995) ismiyle ilk olarak 2006-2007 yıllarında karşılaştığını belirtti. Çiftçi, Özkan hakkında, okuduğu bazı kitaplarıyla, röportajları ve hakkında yazılanlar çerçevesinde bir söylem geliştirmeye çalışacağını ifade etti. Onun ortaya koyduğu “arı-duru İslam” anlayışının önemli bir değere sahip olduğuna dikkat çekti.

Özkan’ın “İslam için yaşayınız, İslam’la yaşayınız, İslam’la ölünüz ki yaşamınız da ölümünüz de şerefli olsun.” sözüne vurgu yapan Çiftçi, Cihan Aktaş’ın “Zamanın ilerisinde olma ufku beraberinde ona yalnızlıklar da yaşattı.”; Altan Algan’ın “İnanan ve yaşayan adam” sözleri ile Yusuf Alioğlu’nun “Kesin İnançlı Adam” başlığını ön plana çıkardı.

İslamcılığın geçmişte olduğu gibi günümüzde de hayati değere sahip çok önemli bir mesele olduğunu belirten Çiftçi, İslami şahsiyetler için bazı farklı kategoriler ileri sürüldüğünü söyledi. Alışılagelen bir tasnif olarak “gelenekçiler-ıslahatçılar ve modernistler” şeklinde yaygın bir kanaat bulunduğuna değindi. Ayrıca edebi ve siyasi saha gibi ayrımlara gidilebileceğini belirtti. Özkan’ın böyle bir kategori içerisinde anlaşılmak istenirse eğer, Türkiye merkezli olarak “ıslahatçı” ve “siyasi saha” kategorilerinde değerlendirilebileceğini savundu. Ayrıca Türkiye İslamcılığının dışa dönük önemli bir yüzü olarak taşıdığı potansiyele işaret etti.

Türkiye’de İslamcılık için evvelden bu yana hem içerden hem de dışardan suçlama veya indirgeme niyetine ileri sürülen “kökü dışarıdalık” kabulünü sorguladı. Mekke’de inmiş Kur’an ayetlerinin Anadolu’da ve farklı coğrafyalara yayılımının, etkileşimin neden bu kadar problem eksenli olarak ele alındığını irdeledi. Hristiyanlığın da Filistin topraklarından Batı’ya yayıldığını; dolayısıyla kültürcü yaklaşımların bir ölçüde temellendirme problemi barındırdığını savundu. Bu noktada örfün esasla uyuşmazlığının söz konusu edilemeyeceğini savundu.

Özkan’ın hayatının kısaca üç dönem ayrılabileceğini, 22 yaşlarına kadar olan Hizb-ut Tahrir öncesi dönem, Hizb-ut Tahrir dönemi ve Hizb-ut Tahrir sonrası şeklinde bir ayrım yapılabileceğini söyledi. Fakat gerek kişiliği gerekse ortaya koyduğu mücadele açısından bütüncül anlamda kararlı duruşundan hiçbir zaman ödün vermediğine işaret etti.

Özkan’ı Alev Erkilet’in iki öncül eşliğinde anladığını, bunların ilkinin “açıktan eleştiri yapması ve bu nedenle sakıncalı bulunup rasyonel bir anlamanın gerçekleşmediği; ikincisinin ise hala bir direnç gösterebilme yönünde İslamcılığın ayırıcı bir vasfa sahipliği şeklinde olduğunu belirtti. Birinci öncülün halen Özkan’ın yeterince irdelenmediğine; ikinci öncülün ise onun da dahil olduğu İslamcılık idealinin canlılığına işaret etti. Ayrıca Alev Erkilet’in “İslami hareketlerin paradoksu” olarak irdelediği geleneksellik-yayılma; radikallik- yalnızlaşma kodlamalarını çözümlemeye çalıştı.

Çiftçi, daha sonra Hizb-ut Tahrir ve Ercümend Özkan ilişkisine dair çeşitli bilgiler verdi. Bazı mukayeseler yaptı ve Ercümend Özkan’ın Türkiye şartlarını gözeten yönelimine değindi. İktibas’ı “yan gideri” olarak adlandıran Özkan’ın dergi faaliyeti kapsamında verdiği mücadeleyi ele aldı. Dergiye Özkan’ın genel anlamda “kavramlara Kur’ani bakış ve güncel olaylar ile aktüaliteye İslami bakış olarak iki yönlü bir anlam yüklediği üzerinde durdu.

Daha sonra tasavvufa ve geleneksel anlayışa yönelttiği eleştirileri, İslami Parti çalışmalarını, İslamizasyon kavramını ve benimsediği yöntemi, sonuç ve süreç odaklı tercihlere dair kimi boyutları söz konusu ederek bunlara ilişkin değerlendirmelere, tercihlere ve eleştirilere yer verdi.

Özkan’ın şahsiyetinde beliren kimi özellikleri ve durumları, başlıklar halinde açıklayıp örneklemeye çalıştı. Bunları “Arı duru İslam anlayışı; akılcılığı; dilsel becerisi ve iletişim kabiliyeti; kararlılığı, cesurluğu ve taviz vermezliği; dış görünüşe önem vermesi; teşkilatçı bir yapıya sahip oluşu; çalışma disiplini; İslami Parti çerçevesinde istişareye önem verişi; ileri görüşlü ve öngörülü oluşu; yenilikçiliği; okumaya ve özellikle çoklu okumaya önem verişi; kavram hassasiyeti; eleştirelliği şeklinde ele aldı.

Özkan’a yönelik değerlendirmeler ve eleştiriler olduğu, bunların ise içerden ve dışardan olmak üzere bir tasnife tabi tutulacağı üzerinde durdu. Dışardan siyasi, karalayıcı ve sosyolojik bakış; içerden sosyolojik, geleneksel/tepkisel ve yöntemsel bakış şeklinde kimi ayrımlar yapılabileceği üzerinde durdu.

Özkan’ın üslubuna ilişkin olumsuz eleştirileri bazı açılardan haklı bulan Çiftçi odaklanılması gereken asıl hususun ise onun inşa etmeye çalıştığı “arı duru İslam” olduğunu savundu. Bunun çok orijinal ve kıymetli olduğunu söyledi.

Çiftçi, Özkan düşüncesi hakkında maddeler halinde kimi belirlemelerde bulundu ve bazı sorular yöneltti:

1. İslam’ı sentezci veya gelenekçi olarak anlayanlara karşı “arı duru” İslam’ı ortaya koyması bakımından halen denetleyici ve kurucu bir değer taşımaktadır.
2. Kullandığı dil, iletişim yöntemi, muhakeme ve ikna kabiliyeti halka ulaşmak için önemlidir.
3. Çağrıldığı her yere giden ama sözünü de beraberinde götüren dosdoğru bir adamdı. Bugün birçok İslami çevre kapalı devre faaliyet yürütmektedir ve küskünlükler had safhaya ulaşmıştır.
4. Son yıllarda Türkiye’de yaşananların İslamizasyon kavramı etrafında sistemli bir kritiğinin yapılması icap etmektedir. Kavramı kabullenmek, reddetmek veya değişken boyutlarının olup olmadığının konuşmak gerekir. İslamcı çevrelerin pratikte gösterilen sisteme katılımların teorik olarak tam anlamıyla zihinlerde netleşmiş olduğu söylenemez.
5. Onu ve mirasını bugün anlamak için bazı sorular sormalıyız kendimize: Demokrasi kabullenildi mi? Kabul edilmeyip bir aşama ve rahatlama aracı olarak mı görülmekte?
6. Özkan ve düşüncesi özelinde benzer yönelimleri hatalı veya radikal bulanlar, şimdi neredeler, ne yapmışlar, hangi kazanımları elde etmişlerdir?
7. Orta Doğu’da yaşanan son hareketliliği yazdıklarından hareketle nasıl değerlendirebiliriz? Yazdıklarının ışık tutacağı boyutlar var mı?
8. Bugün “İslami terör” suçlamalarına karşın Özkan’ın çok açık izahları ve reddiyesi örnek niteliğindedir.
9. Özkan’ın sunduğu fikri çerçevenin yorumlanması ve canlı kılınması gerekir. Söylemi taşımak ve çoğaltmak adına İktibas dergisinin; analiz boyutuyla Alev Erkilet’in; ve Özkan’ı Afgani-Abduh, Kutup-Mevdudi-Şeriati kuşaklarının devamcısı olarak görme bakımından Kürşad Atalar’ın değerlendirmeleri önemlidir.
10. Özkan’ın düşüncesi çağdaş İslam düşünürleri ile mukayeseli olarak ele alınacak çalışmaları hak etmektedir.

Program soru cevap ve değerlendirme bölümünün ardından sona erdi.

Haksöz Haber

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal

3 Yorum

  • mbozac
    11 Nisan 2018, 10:26

    hak söze ne denir… eyvallah. programda emeği geçenlere çok teşekkür ediyorum…’hakkaniyet’ kadirşinaslık bu yakada haylidir unutulan, ihmal edilen hasletlerdendir. lakin konuşmada ‘Özkan’ın üslubuna ilişkin olumsuz eleştirileri bazı açılardan haklı bulan..’ ifadesinin açıklanması ve altının doldurulması beklenirdi..(bekliyoruz). biz de bir soru sorarak tamamlayalım: ne oluyor da gerek sağlığında gerek ardından bu önemsenen, öncü ve örnek şahsiyetler gerekli ve yeterli, kalıcı destek ve teveccühü göremiyorlar, sadece belli zamanlarda ve oranda anma konusu kılmak ‘anlamak’ ve hakkı teslim etmek için yeterli midir? bunun bizi ilzam eden kısmıyla, muhatapları ilgilendiren kısmı acilen ve önemsenerek masaya yatırılmalıdır…

    Yanıtla
    • Ferhat Çiftçi@mbozac
      12 Nisan 2018, 14:23

      Sa. Sn. Mbozac,

      Yorumunuzda konuşmacı olarak beni ilgilendiren kısmı açıklayayım. Gerisine karışmam.

      Ercümend Özkan’ın kimi ortamlarda kırıcı konuştuğu ve küskünlüklere sebep olduğu yönünde eleştirileri duymuştum. Nitekim seminerde bu husus, tekrar söz konusu olmuştur. Ben de kırıcı olmaktan ve küskünlüğe sebep olacak davranışlardan kaçınılmasını düşündüğüm için yöneltilen eleştiriye hak verdim ve asıl odaklanılması gereken hususun bu olmadığını da açıkladım. Bunu haber metninde görüyorsunuz. Yine de “duyumlar” üzerinden böyle bir kanaate vardığımı açık yüreklilikle belirteyim. Sonuçta onu hayattayken hiç görmedim. En azından bunu söz konusu edip görenlere bilenlere havale etmeliydim. Yanlış yanlıştır. Kabullenecek halimiz yoktur. Amacım günah çıkarmak da değildir, sadece dürüst olmaktır. Selametle… Ferhat ÇİFTÇİ

      Yanıtla
      • mbozac@Ferhat Çiftçi
        13 Nisan 2018, 10:53

        sa.. eyvallah, zaten mesele bir kişi üzerinden değil hakkaniyet üzerinden yürütülmelidir… bugün de çekilen sıkıntı ‘içten; içeriden olsun samimi olsun’ eleştiriye kapalı olmaktır. bugün biz de bir şeyler deyip yanlışa işaret ettiğimizde ‘ yapı bozumculukla’ suçlanıp, karalama yapmakla ‘tekfircilikle’ itham ediliyoruz… söze bakılmıyor ve söyleyenin duruşu niyeti, hedefi görmezden geliniyor… kusur kadı kızında da olur. mesele doğrulara ‘doğru’ deyip sahip çıkarak el vermek, omuz vermektir… vesselam

        Yanıtla