Yakup Döğer: Devrimci Söylemden “Islah” Bilincine

Yakup Döğer: Devrimci Söylemden “Islah” Bilincine

“Islah” devrim demek olmadığı gibi, “Muslihun” da devrimci değildir. Muslihun, İslâm’ın yeryüzünü kuşatacak şekilde ahlaki ve siyasi anlamda ihyasını amaç edinmiştir.

20 yüzyılın en popüler kavramlarından birisi şüphesiz ki devrimcilik ve devrimci anlayış olarak görülebilir. İslami literatürde karşılığı olmayan bu kavram modern söylemin ürettiği dayatmacı anlayışın sonucu olarak sosyal ve siyasal alanda yer bulmuş, değişim ve dönüşümü ifade eden kavramsal anlamıyla ilgi görmüştür. Devrimcilik her ne kadar egemen güce karşı bir halk bilinci olarak tanımlanmaya çalışılsa da, gerçekleştirebildiği devrimlerin sonucunda kendi paradigmasını halk kitlelerine karşı amansız ve duygusuzca dayatmıştır.

Devrimciliğin yaklaşık bir tanımı yapılacak olursa, “bir toplumun siyasal ve toplumsal yapısının, yönetime karşı ayaklanarak İktidarı ele geçiren bir grubun cebir yoluyla hızlı ve kapsamlı bir şekilde değiştirilmesi” şeklinde ifade edilebilir. Yani devrimci anlayışta bir bakıma kendi idealinin intiharını da hazırlayan süreç mevcuttur. Doğasında cebir ve şiddet olduğu gibi, bunların getirdiği mecburi dönüşümü de barındırır.

Müslümanların da kendilerini ifadesinde sıklıkla kullandığı bu kavram, aslında İslami literatürde zorlamayla bile olsa kendisine yer bulamaz. Müslümanların kullandığı birçok modern kavram gibi (ki bu kavramların bazı ifadelerde ödünç alındığı belirtilmekte) bu kavramı da bilinçli olarak kullanmadıkları kanaatini taşımaktayız. Kavramlar hepimizin de bildiği gibi kendini var eden koşulların ürünüdür ve doğduğu koşulların gerçeğinden tamamen soyutlanamaz.

Devrim eski lügatlerde ihtilal ve inkılap kavramlarıyla anlam karşılığı bulmakta, siyasal ve toplumsal sistemin zor yoluyla devrilmesini ifade etmektedir. İktidara sahip olanların kısa zamanda tamamen farklı nitelikli bir sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik düzeni cebir yoluyla yerleştirmelerini öngörür. Osmanlı’dan sonra kurulan Cumhuriyetin ortaya koyduğu Sanayi Devrimi, Hukuk Devrimi, Kültür Devrimi, Kılık Kıyafet Devrimi, Harf İnkılabı gibi uygulamalar tamamen devrim kavramıyla izah edilmiş, zorlama ve cebre dayalı anlayışla, devrimci bir mantıkla işlev görmüştür.

Sol-sosyalist söylemin ürettiği ve sahiplendiği devrim-devrimcilik anlayışı, 20. yüzyılın özellikle ikinci yarısından sonra İslami kesim tarafından da kullanılır, sahiplenilir olmuştur. Bu sahiplenme bir bakıma Müslümanların kavramı olan, tanımı, işlevi, öngörüsü, insana, sosyal hayata, ekonomik ve siyasal alana, eğitim ve örgütlenmeye, aileye ve hukuka bakışı tamamen farklı ve benzersiz olan “Islah” kavramının üstünü örtmüş, ödünç alındığı ifade edilen bir yabancı kavram bize ait olanı unutturmuştur.

Sahip olunan inancın kendisine ait olan kavramlarını, gerek anlam olarak, gerekse pratik olarak hiçbir yabancı kavram karşılayamadığı gibi, hakikati ifade eden kavramın da ya içini boşaltmakta ya dönüştürmekte ya da unutturmaktadır. Modern çağ kurduğu merhametsiz dünya ile mekanik düşüncesini gerçekleştirirken, bunu kendi kavramlarıyla yapmaktadır. Ne yazık ki Müslümanlar da bu yanılgıya düşmekten kurtulamamıştır. Devrim ve bu kavramın sahiplenilişi olan devrimcilik, Müslümanlara “Islah” ve “Muslihun” kavramlarını unutturdu. Düşünce dünyasını ve eylem planını devrim ve devrimcilik üzerine kuran zihinler, bir bakıma “Islah ediciler” olma ayrıcalığını da kaybetmiş olmak tehlikesiyle karşı karşıya kaldılar. Devrim ve devrimcilik bir zorlamayı da beraberinde getirdiği gibi, ıslah ediciliği işlevsiz bırakmaktadır.

İdeal sahibi olanlar, ideallerinin kendisini götüreceği yere neyle ve nasıl gideceğini bilmeli, bu bilinçle hareket etmelidir. Dil ve kavram kendisini ve yaşadığı dünyayı değiştirmek isteyenler için hayati önem arzeder. Kavramlar insanın nasıl bir dünya istediğini anlatmak gibi bir görev görürken, o dünyayı nasıl inşa edeceğinin de yolunu yordamını gösterir. Kavramlar soyut manaların yüklendiği kelimelerdir. Hayatı anlamada en önemli rolü üstlenen ve görüşlerimize şekil veren. İnsanlar sözcükler ve kavramlar aracılığıyla düşünürler. Terimler, kavramlar pasif ve tarafsız değildir. Kendi başlarına dönüştürücü güçleri vardır. Kullanıldıkları andan itibaren kullanıcının düşüncesini etkiler ve dönüştürürler. Bu etkileşim ve dönüşüm hayat tasavvuruna yansır, yaşantıyı etkiler.

Kavramlar meramımızı yazarak anlatmak için kullandığımız harfler ve şekiller gibidir. Nasıl harfleri ve şekilleri bilmeden okuyup yazamazsak, çizip gösteremezsek, kavramları da bilmeden inanılan ideoloji ve dini gereğince anlayamayız. Kavramlar bir şeyi tanımlamanın, nitelemenin, anlatmanın veya belirtmenin vazgeçilmez araçlarıdır.

“Islah” İslami bir kavramdır ve Müslümanlara aittir. İslami değerleri, inanç ve yaşama biçimini yeniden ihya etmeyi amaçlayan düşünce ve faaliyetleri ifade eden kitabi bir kavramdır. Sonradan üretilen türedi kavramlardan olmadığı gibi, kendisinden başka hiçbir kavram veya terim anlamını karşılayamaz.

“Islah” Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette kendisini veya insanlar arasındaki ilişkileri düzeltmek barışmak, barıştırmak anlamında kullanılmıştır. Islah ediciler kötülüğe, düzensizliğe ve bozgunculuğa karşı barıştan, dirlik düzenlik ve esenlikten yana bir tutum takınan muttaki insanları ifade etmek üzere çeşitli ayetlerde yer almaktadır. Islah tasavvuru İslami değerleri yeniden ihya amacına yönelik olup Kur’an-ı Kerîm’in “iyiliği emretme ve kötülükten alıkoyma” prensibine dayanmaktadır.

“Islah” devrim demek olmadığı gibi, “Muslihun” da devrimci değildir. Muslihun, İslâm’ın yeryüzünü kuşatacak şekilde ahlaki ve siyasi anlamda ihyasını amaç edinmiştir. Muslihun, bütün insanlara esenlik yurdunun yalnızca Kur’an ve Sünnet’in otoritesini tanımalarıyla mümkün olabileceğini söyleyerek, fertten devlete verili değerlerle hayatı yeniden inşayı önerir.

Geleneksel sapmanın bütün versiyonlarına tamamıyla itiraz ettiği gibi, modern ve postmodern ayartmalara da fırsat vermez. Egemen paradigmaya hakikati söyleyebilme cesaretine sahip olduğu gibi, uygulamalarına da aynı cesaretle karşı durur. Taklit ruhunu olduğu gibi ret ederken, kendisini de bir alternatif gibi öne sürmez; zira asıl olan kendisidir. Muslihun, insanlığın içinde yaşadığı sıkıntıları, sosyolojik ve psikolojik sorunları tespit ederek ilahi değerlerin ışığında yeni bir ruhla içinde bulundukları sosyal ve kültürel sapmayı ortadan kaldıracak iradeyle harekete geçer.

Devrimci söylem, Muslihun’un hedeflerini hayal dahi edebilecek zihin dünyasına sahip olmadığı gibi, alternatif sunabilecek birikime ve muhtevaya da sahip değildir. Bir bakıma modern tasavvurun ortaya çıkardığı devrim ve devrimcilik, Islah ve Muslihun’u kendi yapıp-etmek istediklerinin önünde engel olarak görür ki, hakikatte de böyledir. Zira Islah devrimi, Muslihun devrimciyi anlamsız kılar.

Müslümanların herhangi bir izm ve ideolojinin kavram ve söylemlerine ihtiyacı yoktur, Müslümanın bu tür üretilmiş kavramları kullanmak veya ödünç almak gibi bir seçeneği de yoktur. Bu ve bunun gibi birçok konuda Müslümanların daha dikkatli olmaları gerektiği kanaatindeyiz.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal