Ercümend Özkan’ın Siyasi Parti Girişimi

Ercümend Özkan’ın Siyasi Parti Girişimi

Ercümend Özkan mevcut paradigmanın dışında farklı bir paradigmaya sahip olduğu için hem dünya düzenine, hem de yerel sisteme esastan karşıdır. Dolayısıyla onun muhalefeti paradigma dışıdır. Kurma girişiminde bulunduğu partisinin tüzük ve programı bunun açık göstergesidir.

2.BÖLÜM

14.Parti Meselesi

Ercümend Özkan’ın İslami Partisi hakkında genel olarak söyleyeceklerimize gelince: Bu parti bildiğimiz demokratik parlamenter sistemdeki siyasi partiler gibi bir parti değildir. İsim benzerliğinden başka ortak bir yanları yoktur.

Mevcut demokratik partiler, sistem muhaliflerinin değil paradigma içi muhaliflerin bir araya gelerek, tüzük ve programını anayasal laik düzene uyarlayarak örgütlenen, seçimlere giren, aldıkları oy nispetine göre muhalefet yahut iktidar rolüne oynayan partilerdir.

Demokratik parlamenter sistemde partiler, esas olarak bir taraftan meri mevzuata göre devleti idare etmeyi, diğer taraftan devletin imkan ve gücünden istifade ederek oy tabanını sistemle uyumlu hale getirmeyi vazife edinmişlerdir.

Mevcut devlet, teşkilatlanma yapısı, temel kurumsal düzeni, anayasal dayanağı itibarıyla hem partilerin üstünde asıldır, hem dünya sistemine uyarlı modern devlet biçimidir. Bu sebeple devletler kalıcı partiler geçicidir. Yasama, emniyet, adli mekanizma, savunma, yüksek bürokrasi, vergi, temel iç ve dış politika, eğitim normalde devlettir.

İktidarlar, anayasal çerçevede kalmak şartıyla mali politikalarda, ekonomik düzenlemelerde, sermaye emek ayırımında, kamu özel sektör tercihinde, gelir dağılımında, hazine arazilerinin teşvikinde, sağlık hizmetlerinde, iletişim ve ulaşımda vs inisiyatif kullanabilir. Muhalefet, iktidar sırasının kendisine gelmesi için rolünü oynar, sosyal toplumsal huzursuzlukları ve itirazları teskin edip sistem içinde tutar.

Siyasi partiler seçim denen bir ‘tiyatro oyununda’ rol alan ‘aktörler’ gibidir. Senaryo dünya düzeni tarafından yazılır, işlerin nereye varacağı baştan belirlenir, oyuncular kendilerine verilen rolleri oynarlar. Rolünü abartanlar kurulu mekanizmalar aracılığıyla çok sürmez oyundan çıkartılır.

Dünya düzeni ‘kapitalist serbest pazar’ ekonomisidir. Mali sistem hükümranlığıdır. Sistemin oyun dışına çıkan devleti cezalandırma mekanizması olan insan haklarıdır. Dinin siyasi hükümranlık iradesinden vazgeçmesine dayalı sivilliktir. Çoğunluğa onaylatılan demokratik siyaset biçimidir.

2016 sonu itibarıyla dünyada reel üretime dayalı ekonomik hacim 80 trilyon dolar, elektronik fon akışıyla dolaşan mali piyasanın hacmi 750 trilyon dolar, günlük sistemde dolaşan paranın hacmi 5 trilyon dolardır. Sadece bu kıyas dahi hükümranlığın kimde olduğunu, paranın ilahlığını izaha yeter.

BM’nin beş daimi üyesi dünya sistemini yürüten ve denetleyen ülkelerdir. Bunlar arasında hiyerarşik bir diziliş vardır. Hükümetlerin kurulması ve devrilmesi, devletlerin kurulması ve yıkılması, iç çatışmalar ve barışın sağlanması bunların dolaylı elleriyle yapılır. Patronlar arasında çıkacak bir çatlak kısa vadede dünyada bölgesel dengelerin bozulmasını getirir ama çok sürmez pazarlıklar neticesinde orta vadede denge tekrar sağlanır.

Dünya düzeninde mali sermayenin sınır tanımadan serbestçe dolaşımını sağlayan siyasal sistem, laik demokratik yapıda çalışabiliyor. Sisteme uyanlar teknoloji ve finans desteği gibi sistemin imkanlarından hissesine düşen kadar pay alır. Ayak direyenler yoksulluğa ve iç çatışmalara maruz kalır.

İnsanların bu sisteme ikna edilmesi, dönen dolapların gizlenmesi üniversitelerin, aydınların, medyanın ve ruhbanların görevidir. Şirketler pazardan pay alma yarışını sürdüren, sistemin imkanlarından istifade etmeye çalışan kurumlardır.

Bu sistemde dünyanın her yerinde nüfusun yüzde beşi ulusal servetlerin yüzde seksenine, geri kalan yüzde doksan beş servetin yüzde yirmisine sahip olur. Orta ve alt grup sınıf atlamak, küresel vatandaş olmak için sınıf atlama yarışına katılır.

Bu düzen böyle bir düzendir. Bu dünya düzeninde istikrarı, güveni ve dünya barışını sağlamak demek, kapitalist serbest pazar ekonomisini geçerli tutmak, insan hak ve özgürlüklerini yaymak, dolayısıyla düzenin sağlıklı şekilde işlemesini temin etmektir. İktidarı olsun muhalefeti olsun demokratik partiler bunun için siyaset yaparlar.

Partiler arasındaki rekabet yahut iktidar yarışı bir bakıma, bütün bu gerçekleri gizlemek, gerçekler anlaşılmaya başlanacağı zamanlarda birikecek kitle patlamasını seçimlerle önlemek, duruma göre iktidar değişimi yaparak illizyonu sürdürmektir…

Ercümend Özkan mevcut paradigmanın dışında farklı bir paradigmaya sahip olduğu için hem dünya düzenine, hem de yerel sisteme esastan karşıdır. Dolayısıyla onun muhalefeti paradigma dışıdır. Kurma girişiminde bulunduğu partisinin tüzük ve programı bunun açık göstergesidir.

İslami siyasi parti, toplumsal düzeni ve devlet yapısını İslam’i şeri hukuk düzenine göre yeniden tanzim etmeyi isteyen bir partidir. Kuruluş kaideleri, dayandığı referans yeri, amacı ve yöntemi itibarıyla esastan farklı olduğu için stratejisi de farklıdır. Bu haliyle mevcut düzen partileriyle benzerliği sadece ‘parti’ ismi nedeniyledir.

İslami Partinin seçimlerle bir ilgisi yoktur. Vekil seçilmek, parlamentoya girmek, yasama faaliyetine katılmak, muhalefete yahut iktidara oynamak, yürürlükteki düzenin işlemesinde ve istikrarında hissedar olmak, devlet imkan ve gücünden istifade etmek gibi bir amaç gütmez…

Özkan’ın benimsediği tarzı, İslam dini adına duyurdukları ve yaptıkları hakkında yeterli bir fikir sahibi olmak için onun, hemen her konuda ne düşündüğünü, neyin duyurusunu yapıp fiiliyata geçirmek istediğini özlü olarak ifade eden paradigması, partisinin tüzüğü ve programında izah edilmiştir.

Şimdi bizzat kendi açıklamalarına, kamuoyuna duyurduğu ve ilan ettiği haliyle girişimde bulunduğu İslami Partisi hakkındaki yazdıklarına müracaat edelim. Alıntılar orijinaldir.

13. İSLAMİ PARTİ TÜZÜĞÜ

MADDE 1. Partinin adı “İslâmî Parti”dir.

MADDE 2. PARTİNİN AMACI:

A. İslâm’ı, Kur’an’a ve Kur’an’ı ahlak edinmeye dayalı sünnete uygun olarak anlamak, yaşamak, fert ve toplum yaşamına geçirmek.

B. Nefislerindekileri Kur’an’dakilerle değiştirmiş fertlerin, yaşayarak da tebliğ ettiği İslâm lehine meydana gelecek kamuoyuna dayanarak toplum düzenini İslâmileştirmek.

C. İslâmî temel ilkeleri, devlet düzeni olarak da uygulayıp dünyaya da yaymak için çalışmaktır.

MADDE 3.
PARTİNİN AMACINA ULAŞABİLME YOLU:

A. Yukarıdaki amaçlarına ulaşabilmek için Parti, İslâm’ı bir bütün olarak kabul eder. İslâm’ın fert ve toplum hayatında uygulanması ancak bütün halinde mümkündür. Bu sebeble düşünce ve metodda Kur’ânî bütünlük vazgeçilmezdir. Düşüncedeki Tevhid, metodda da kendini aksettirir ve bütün peygamberler için değişmeden yürünülen yol, uygulanan metod; taviz vermeme, uzlaşmaya yanaşmama ve hakikat olan İslâm bütününün en küçük zerresinden dahi vazgeçmeme düşüncesi metodda esas alınarak beliren partinin yolunun değiştirilmesine de meydan verilmez.

B. Parti, görüşlerini açıklama imkânı bulduğu her toplantıya katılır, medyayı kullanır ve görüşlerini taviz vermeden açıklar.

MADDE 4. PARTİNİN GÖREVLERİ:

A. Kur’ân’ı esas alan parti görüşleri, insanlara rızalarına dayanarak eğitim yoluyla verilir.

B. Partinin görüşlerinin verildiği kimselerde bu görüşlerin yaşam biçimine dönüşmesi için gayret gösterilir; bilen ve yaşayan partililerin oluşmasına çalışılır.

C. Kur’an’ı esas alarak düşünen ve davranan insanlar, çevrelerinde de aynı düşünce ve davranış biçimleriyle örnekler oluştururlar. Bu hâl diğer insanların ilgisini çekeceğinden imrendirici rol oynar. Çevrelerinde birer “Güzel Örnek” olan partililer kendilerindeki fikirleri ve davranış biçimlerini, toplumsal düşünce ve yaşam biçimine dönüştürmek için çalışırlar; bildiklerini öğretirler ve davranışlarıyla örnek olurlar.

D. İslâm Ümmeti için siyasi, ictimâî, ticarî, iktisâdî, ailevî ve her alanda yararlı işlerin günümüzdeki güzel örneklerini oluşturmak ve temelini atmak.

E. Gerek ülke içinde gerekse ülke dışında bulunsun, eli ümmetin yakasındaki zalim güçlerin gerçek yüzlerinin ortaya çıkarılması, halka tanıtılması ve toplumsal uyanışın sağlanması için çalışmaktır. Bu cümleden olarak kâfirlerin planları halka açıklanır ve halk uyarılır.

MADDE 5. PARTİNİN ÜYELİĞİ:

A. Partinin üyeliği, kişinin partinin düşünce ve davranışlarını kavrama ve hayatına geçirmesi sonucu Kur’ânî bir kişilik sahibi olmasıyla kazanılmaya müsait hâle gelir.

B. Kişinin parti üyeliğine elverişli olması; partinin görüşlerini benimsemesi, hayatına geçirmesi ve parti potasında kendini erimiş görmesiyle, bütünleşmesiyle mümkündür. Bu da kişinin Kur’an’a dayalı görüşleri benimsemesi, hayatına geçirmesi, akidesinin sahih olması, sahibi bulunduğu bu görüşleri ayakta tutması ve parti disiplinine bağlı olmasıyla sağlanır.

C. Eğitim alt ünitelerinde ders gören kişilerden, üyeliğe elverişli oldukları anlaşılanları ve durumlarının aşağıdaki şartlara uyduğu görülenleri, “Mahallî İstişare Kurulu” partiye üye yapmaya karar verir.

1. Kadın veya erkek, müslüman olması,
2. Reşit olması,
3. Başka bir politik kuruluşta ya da bir başka teşkilatta üye olmaması.

MADDE 6. PARTİNİN YEMİNİ:

A. İslâmî Partiye üyeliği kararlaştırılan herkes, bir önderin ya da Mahallî İstişare Kurulu üyelerinin en az ikisinin önünde yemin eder.

B. PARTİNİN YEMİNİ:

“Sahih akidemi koruyacağıma, salih ameller sahibi olacağıma (münkerlerden sakınıp, farzları yerine getireceğime) velhâsıl İslâm’a güvenilir bir bekçi olacağıma, İslâmî Parti’nin görüşlerine ve temel yasasına dayalı kararları kişisel görüşüme aykırı olsa bile uygulayacağıma; Parti’nin üyesi bulunduğum sürece, amacımı gerçekleştirme çabasında tüm gücümü kullanacağıma, büyük olan Allah’ın üzerine yemin ederim. Söylediklerime Allah ve yanımdakiler şahittir.”

MADDE 7. PARTİYE İTAAT:

İslâmî Parti’nin üyesi olan herkes, Parti’ye uyma (itaat) sorumluluğunun yükleyeceği tüm “vecîbelerle”(borçlarla) zorunlu olarak bağlanır.

MADDE 8.
PARTİNİN İSTİŞARE (YÖNETİM) KURULLARI:

A. Lider
B. Lider İstişare (Yönetim) Kurulu (Merkez İstişare Kurulu)
C. İl İstişare (Yönetim) Kurulları
D. Mahallî İstişare (Yönetim) Kurulları

MADDE 9.
LİDER (MERKEZ) İSTİŞARE (YÖNETİM) KURULU:

A. İslâmî Parti topluluğunun doğmasını sağlayan kişiler, Merkez İstişare (Yönetim) Kurulunu oluşturur.

B. Merkez İstişare (Yönetim) Kurulu süresiz(dâimî)dir. Yeri boşalan bir üyenin yerini, Merkez İstişare Kurulu üyeleri mevcut parti üyeleri arasından seçerek doldurur.

C. Merkez İstişare Kurulu, partinin işlerini ve kumandasını yürütür. İslâm’a davet sorumluluğunu yüklenir ve buna ilişkin gelişmeleri gözden geçirir. İslâmî Parti’ye ait kavramları belirler; tüm yargı ve olaylarla ilgili parti görüşlerini tesbit eder ve partinin temel yasasını ve kanunlarını koyar.

D. Merkez İstişare (Yönetim) Kurulu, İl ve Mahallî İstişare (Yönetim) Kurulları’nın işlerini doğrudan doğruya yürütme yetkisine de sahiptir.

E. Bir üyeyi hiç neden belirtmeksizin partiden ayırmak veya nötrleştirmek yetkisi sadece Merkez İstişare (Yönetim) Kurulu’na aittir. Bu üye ister Lider İstişare Kurulu üyesi, ister partinin öteki kurullarının üyesi olsun, ister herhangi bir üye olsun.

F. Merkez İstişare (Yönetim) Kurulu, parti işlerini görüşmek üzere her ay toplanır. Gerekli gördüğünde İl İstişare (Yönetim) Kurulları’nın üyelerini toplantıya çağırır. Yine gerek görürse ülke çapında bütün üyelerini toplar ve istişare eder, bilgi verir.

MADDE 10.
İL İSTİŞARE (YÖNETİM) KURULLARI:

A. İslâm ülkeleri bir bütündür ve Merkez İstişare (Yönetim) Kurulu’nun sınırını çizeceği ülkeleri kapsar. Bu ülkelerde her ülkenin bir Merkez İstişare Kurulu bulunur ve Merkez İstişare Kurulu’na bağlı olarak çalışır.

B. İslâmî Parti’nin illerdeki üyeleri, İl İstişare (Yönetim) Kurulu’nu doğrudan doğruya seçer.

C. İl İstişare (Yönetim) Kurulu’nun üyelerinin sayısı o ildeki parti üye sayısı ile orantılı olup bu sayı 10’u aşamaz.

D. Her İl İstişare (Yönetim) Kurulu üyeleri arasından, her açıdan kendisine güvenilen biri Kurul’a başkan olur ve bu kişiyi Merkez İstişare (Yönetim) Kurulu atar.

E. Merkez İstişare (Yönetim) Kurulu, illerin istişare kurullarının seçimlerini yürütme işine başlayacağı zamanı ve bu kurulların üyelik sürelerini belirler. Bunlar biter ve seçimler yürürken Merkez İstişare Kurulu, İl İstişare Kurulları’nın üyelerini -Her il’de üye sayısı 10’u geçmemek üzere- tayin eder.

F. İl İstişare (Yönetim) Kurulu aşağıdaki işleri görür:

1. İslâm’a davetin sorumluluğunu taşımak,
2. Merkez İstişare Kurulu’nun kararlarını uygulamak,
3. İl’indeki parti işlerini yönetmek,
4. İl’indeki Mahallî İstişare (Yönetim) Kurullarını kurmak, geliştirmek ve denetlemek.

MADDE 11.
MAHALLİ İSTİŞARE (YÖNETİM) KURULLARI:

A. İl İstişare (Yönetim) Kurulu her şehirde sayısı beşi geçmemek üzere -parti üyelerinden seçerek- bir Mahallî İstişare Kurulu kurar. Üyeler arasından bir lider seçilir ve bu il’deki İl İstişare Kurulu, seçilen liderin atamasını yapar. Bu lider, Mahallî İstişare Kurulu’nun Başkanı ve tüm alt ünitelerden sorumlu kişidir.

B. Mahallî İstişare Kurulu, kişilerin partiye üye olma ehliyetlerine karar verir.

C. Her Mahallî İstişare Kurulu, İslâm davetinin gereğini yerine getirmek, partinin şehirde ve o şehire bağlı ilçe, belde ve köylerdeki işlerini yönetmek, alt ünitelerde görülen İslâmî Parti kültürüne ilişkin dersleri düzene koymak biçiminde sorumluluk yüklenir. Alt Üniteler kişi sayısı 10 civarında düzenlenir. Bu sayıya partili eğitici nezaret eder.

D. Alt Üniteleri denetleyenlerin de parti üyesi olmaları gerekir ve atanmalarını Mahallî İstişare (Yönetim) Kurulları yapar.

E. Mahallî İstişare (Yönetim) Kurulu’nun her üyesi Alt Üniteler’in çalışmalarını kontrol etmekle yükümlüdür.

MADDE 12. MALİ İŞLER:

A. İslâmî Parti’nin Gelirleri:

1. Parti üyelerinin yapacağı bağışlardan ve aylık teferru’lardan,

2. Alt Ünitelerdeki derslere devam edenlerin yapacakları bağışlar ve her ay ödeyecekleri aylık teferru’lardan,

3. İslâm’ın cevaz verdiği ve Merkez İstişare (Yönetim) Kurulu’nun almaya karar vereceği öteki bağışlardan sağlanır.

B. Partinin geliri, Merkez İstişare (Yönetim) Kurulu’nun tasarrufu altında bulunur. Lider İstişare Kurulu bu gelirleri uygun göreceği şekilde parti işlerine harcar.

MADDE 13.
TÜZÜĞÜN ADI VE DEĞİŞTİRİLMESİ:

A. Bu tüzüğe “İslâmî Parti Tüzüğü” denilir.

B. Bu tüzük ancak Lider (Merkez) İstişare Kurulu tarafından değiştirilir.

EK MADDE

Lider (Merkez) İstişare (Yönetim) Kurulu Kararlarını:

A. Hemen her konuda, Lider’in konuyu kurul üyeleri ve ehil olan kimselerle istişaresi sonucu en isabetli gördüğü görüşleri kararlaştırarak,

B. Parti topluluğunun çoğunluğuna dayalı işlerde Kurul üyeleriyle istişaresinde cumhurun görüşünün kararlaştırılması şeklinde,

C. Çoğunlukla yapılacak işlerde görüşler arasındaki dengeyi Lider’in bulunduğu tarafın görüşü ile bağlayıcı hâle getirmek şeklinde tezâhür eder.

Bu tarz takib edilerek alınacak kararlar bütün partilileri ilzam edicidir.

EK MADDE
PARTİNİN AMBLEMİ:

Partinin amblemi; içine Kelime-i Tevhid istif edilmiş hilâl ile, içine besmele istif edilmiş yıldızdan oluşur.

EK MADDE

Lider (Merkez) İstişare Kurulu üyeleri, Lider’in ve en az iki Merkez İstişare Kurulu üyesinin isteği ile olağanüstü toplantıya çağırılır. Toplantı gerekçesi toplantıyı gerekli kılar.

EK MADDE

Merkez İstişare (Yönetim) Kurulu üyelerinden en az iki kişinin Lider Yardımcısı olarak atanması ve partinin işlerinin görülmesinde bunların müteferrî olarak çalışmasının sağlanması. Günlük işlerin yürütülmesinde, Lider bu iki kişi ile acilen kararlar alıp yürürlüğe koyabilmelidir.

İSLAMİ PARTİ PROGRAMI

   ANA BAŞLIKLAR

– GENEL HÜKÜMLER
– DEVLET VE YÖNETİM
– TOPLUM YAPISI
– İNSAN YAPISI
– DOĞA VE YAPISI
– KÜLTÜR
– İŞ-İŞYERİ-İŞVEREN VE ÇALIŞMA HAYATI
– EKONOMİK YAPI-EKONOMİ İLMİ VE EKONOMİ POLİTİKASI
– MALİYE İLMİ VE MALİYE POLİTİKASI
– DAHİLİ EMNİYET
– OTORİTE VE İDARE
– EĞİTİM-ÖĞRETİM VE POLİTİKASI
– SAĞLIK
– SPOR
– ORDU VE SAVUNMA
– DIŞ POLİTİKA
– İSKAN
– ULAŞTIRMA
– TANITMA-TEBLİĞ
– SEYAHAT-DİNLENME
– YARGI
– YASAMA
– İDARE
– İTTİFAKLAR-İYİ KOMŞULUK İLİŞKİLERİ
– MUHALEFET-MURAKABE-İTAATSİZLİK VE KIYAM
– AİLE
– ÖZEL HAYAT VE MAHREMİYETİ
– VERGİ
– ZEKAT VE SADAKA
– SANAYİ
– ESNAF
– TİCARET
– TOPRAK MÜLKİYETİ
– ÇOCUK-KADIN-ERKEK
– İŞKENCE VE CEZA
– BİLİM VE SANAT
– BÜROKRASİ-TEKNOKRASİ
– DEVLET BAŞKANI-ŞURA MECLİSİ-DEVLET BAŞKAN YARDIMCILARI
– DEVLETİN ŞEKLİ – RESMİ DİLİ – BAYRAĞI – BAŞKENTİ – MARŞI
– İSLAM DEVLETİ DIŞINDAKİ MÜSLÜMANLAR VE HUKUKU

İSLAMİ PARTİ’NİN PROGRAMI:

Madde 1. İslâmî Parti’nin amacı Allah’ın ismini ilâ’dır.

Madde 2. Allah’ın isminin i’lâsı, Tevhid akidesi sahibi bulunmak ve Allah’ın hükümlerine teslim olmakla mümkündür.

Madde 3. Bir toplumun hâlinin değişmesi ancak o toplumdaki insanların bazı kimselerden başlayarak insanların nefislerindekileri değiştirmesi ile mümkündür. İslâmî Parti, toplum olarak hâlimizin değişmesi için insanlarımızın nefislerindekileri Kur’an’daki Allah’ın hükümleriyle değiştirmemizin zaruretine inanmaktadır. Bunun için, dünya görüşümüzden hayat tarzımıza kadar her hususu Kur’an ışığında yeniden elden geçirmek ve Kur’an dışı pisliklerden insanımızı arındırmak; düşünce ve davranış bazında olmazsa olmaz gördüğümüz gerçeklerdir. Bir diğer tabirle, tıpkı Peygamberimizin yaptığı gibi Kur’an’ı ahlak edinmek ve edindirmeye çalışmaktır. Bu esastan tek kişi de kalınsa kesinlikle vazgeçmek, İslâm dışılıklarla uyuşmaya ve uzlaşmaya gitmek, düşünülmesini bile korkutucu bulduğumuz esaslı sapmalardır.

Madde 4. Düşünce ve metod beraberliğinin ve aynı cinsten oluşunu Kur’an’dan alarak düşünmek ve hareket etmek zarureti vazgeçilmezdir. Zira metod düşüncenin cinsindendir; ayrılması söz konusu olamaz.

Madde 5. Kur’an kalkışlı olarak insanımızı eğitmek, Peygamber’in Allah’ın elçisi sıfatını ve ‘güzel bir örnek’ oluşunu teoriyi pratiğe dönüştürürken hep göz önünde bulundurmak İslâmî Parti’nin varlığının hikmetidir. Eşyanın tabiatını, insanın fıtratını gerçeğine uygun olarak anlamayı İslâmî Parti Allah’ın Kur’an dışındaki âyetlerini anlamak ve kabullenmek olduğunu bilir ve gereğince hareket eder.

Madde 6. İslâm insana itibar ettiğinden İslâmî Parti de kadın-erkek, aydın-halk, yönetici-yönetilen, zengin-fakir, işçi-işveren gibi herhangi bir sınıflandırmayı reddeder. Zira Allah’ın kulları olarak, O’na teslim olmuşluklarıyla temayüz edenler olarak hangi halde bulunursa bulunsun tüm insanlar Allah’ın kulları olarak eşit durumdadırlar ve haklarındaki hüküm Kur’an’ın koyduğu ölçülere göre verilir.

Madde 7. İslâm insan için izzettir, şereftir. İnsan ancak İslâm’la şereflenir. Şereflenme imkânı bütün insanlara sunulacak, bu yapılırken hiçbir fark göz önünde bulundurulmayacaktır.

Madde 8. Gerçek kalkınma fikrî seviyenin yükselmesidir. Bu sebeble Allah’ın kullarının kalkınmışlığının nimetlerinden yararlanması için fikrî seviyelerinin yükseltilmesi görülüp, gözetilecektir. Şahsiyet sahibi bulunma, saygınlık kazanma her insanın tabii hakkıdır. Her insana, insan olabilmesinin bütün imkânları arzedilecek ve yararlanması sağlanarak saygınlık kazanmasına çalışılacaktır. Bu konuda kimse ikinci derecede mütalea edilemez; herkesin aynı nisbette muamele görmesi ve kendisine hakkın sunulması hakkı tanıyanlara borç iken, ondan mahrum olanlara haktır. Bu bilinç yayılıp, yaşatılacaktır.

Madde 9. Kimsenin kendini insanlardan üstün görmesinin hiçbir geçerli gerekçesi yoktur ve olamaz. Üstünlük ancak takva iledir ve Allah katındadır. Takvalı olsa dahi herhangi bir insanın kendini başkalarından üstün görmesi takvaya aykırı olduğundan caiz değildir ve kabul edilemez.

Madde 10. İslâm anlatılırken en güzel şekilde anlatılacak; yumuşak bir dil, ikna edici bir üslûb, muhatabı rezonansa getirici bir yol izlenecektir. İslâm’ın kabul ettirilmesi için kesinlikle “ikrah”(zor) kullanılamaz, haramdır ve kabul edeni bağlamaz. İnsanlar arasında temayüz ancak doğru düşünce ve doğru davranışla sağlanabilir. İslâm’ı gereği gibi anlamış ve hayatına geçirmiş bir partili, başkalarına da aynı tarzı önerecek, benimsemesine çalışacaktır. İnsanları midesinden bağlamak, hırsından ve zaaflarından yararlanmak kesinlikle İslâmî bir yöntem olmayıp ancak akıl ve gönüllerinden bağlamak alternatifsiz olarak İslâmî bir yoldur. Bu yol asla terkedilemez. Nefislerindekileri değiştirenler, henüz değiştirmemiş olanlar için birer canlı klavuzdurlar, güzel birer örnektirler. Ki insanları kendilerini güzel örnek haline getiren Kur’an’a ve Kur’an’ı ahlak edinen Peygamber’e insanları yönlendirirler. Hakk’ı, sabırla ve yaşayarak tavsiye etmek şiârımızdır.

Madde 11. İslâm, ne demokrasilerde olduğu gibi kişiye toplumu ifsad imkânı tanır ne de sosyalizmde olduğu gibi toplumun, kişiliği ezip mustaz’af olmasına meydan verir. Kişi de, hukuku gözetilmek ve korunmak durumunda bulanan bir objedir, toplum da düzeninin korunması gereken, hukukuna riâyet edilmesi zaruri bir objedir. Bu sebeble kişinin kişilere karşı hakları öylesine düzenlenmiştir ki herhangi bir kişinin diğer kişinin hukukuna tecavüzü asla caiz değildir. Yine kişinin Allah’a karşı riâyet etmesi gereken borçları vardır. Kişilerin Allah tarafından belirlenmiş haklarına riâyet etmesi, hem diğer kişileri, hem de toplumu üzerinde bulunduğu düzen itibariyle koruyucudur, hem de topluma tanınan haklar kişiliği ezip, yok edici değildir. İnsan üzerinde Allah’ın hakları olduğu gibi kullarının da hakları vardır. Kişi bunlara riâyet ettikçe ne kendisinin başı ağrır ne de toplumun başını ağrıtır. Aslolan, hukuk-ul ibâd’a ve hukukullah’a riâyettir.

Madde 12. İslâm Devleti, toplum içinde organize olmuş insanları münkerden nehyederek, ma’ruf ile emrederek hayra yeden bir topluluğun yanında ve onun da yardımı ile aynı amacı gerçekleştirmekle görevli resmî bir organizasyondur. İşlevi; Allah’ın kullarını hayra çağırmak, hakkı uygulamak, ifsada müsaade etmemektir. Müeyyide uygulama yetkisi esas itibariyle devlete aittir.

Madde 13. Türkiye’nin bütünlüğünü korumak İslâm Devleti’nin ilk ve başlangıç hedefidir. Giderek, bütün halkı müslümanım diyen ülkeleri bu bütünlük içinde bulundurmak, bu ülkeler halklarının nefislerindekileri Kur’an’dakilerle değiştirmesi sonucu takib edilecek en tabii süreçtir. İnsanlar rızalarıyla, tıpkı Akabe’de olduğu gibi Allah’ın hükümleriyle hükmedilmeye talib olarak bu bütünlüğe dahil olacaklardır. Halkı bunu istediği halde, halkının isteğine mani olanlar engel olmaktan çıkarılırlar.

Madde 14. İslâm Devleti’ni meydana getirecek her kavmin (toplumun) İslâm’a aykırı bulunmayan örfü, âdetleri, doğal özellikleri tıpkı doğanın korunduğu gibi korunur, yaşaması için bütün imkânlar hazır bulundurulur. Bu farklı özellikler, bizleri Yaratan’ın muradı olduğu göz önünde bulundurularak, kavimlerin tanışmaları ve kaynaşmaları bilişmeleri içindir. Bu cümleden olarak kimseye ana dilini konuşmak, yazmak ve onunla yayın yapmak yasaklanamaz. Ne var ki müşterek iradeleri ile kurdukları devletin bir müşterek dili resmî dil olarak kullanması da hayatın zaruretlerindendir. Bir dilin resmî dil olarak kullanılması zarureti herkese o dil ile resmî işlerini yürütme zorunluğu getirmez ve devlet bu noktada, hangi dil ana dili olursa olsun herkese, devlet ile muhatab olabilmesi için yardımcı olur. Örneğin, kendi dili ile verdiği dilekçeyi resmî dile çevirtir. Bu görev devletin görevlerindendir.

Madde 15. Ülkede bulunan bütün okullarda, devlet en alt basamaktan başlayarak İslâm’ı tanıtır, öğretir. Lâkin kabul etmeye kimseyi zorlayamaz. İslâm Devleti tebeası bulunan fakat müslüman olmayanların dinlerini öğrenmeleri ve onunla amel etmeleri de sağlanır. Devlet, insanının ve insanların fikrî gelişimleri için bütün bilinen ve bulunan imkânları hazır eder. Yaşadığı dünyayı tanımayan, gerçeklerden habersiz tebea, devlet için mürüvvet değil, yüktür. Bu yükü hafifletmek için her meşru’ işi yapmak devlet için zarurîdir.

Madde 16. Allah’a masiyette devlete itaat yoktur. İslâm dışılık devletten de sâdır olsa itaat edilmez ve karşı çıkılır. Bu karşı çıkış, kendisinden masiyet sâdır olanı düzeltene kadardır. Devlet bazında bu işle görevli “Zulüm Mahkemeleri” tam yetkili olarak devlet ile tebea arasındaki İslâm dışılıkları yargılama, karar verme yetkisini haizdir. Yargı ve verilen karar kamuoyuna açıklanarak insanların ona göre hareket etmesi sağlanır. Ayrıca mahkeme kararını infaz edecek görevliler, kararı devlet yetkilisi üzerinde uygulama yetkisini de haizdir.

Madde 17. Kişilerin hangi cinsten olursa olsun görüşlerini dinlemek devlete vâcibtir. Ne var ki toplumu ifsad edici, insanlık aleyhine düşünce ve amellerin yayılması ve yeryüzünü ifsadı kesinlikle mübah olamaz, engellenir. Bunu tesbitte kıstas mutlaka Kur’an’dır ve Peygamber’in Kur’ânî sünnetidir.

Madde 18. Her hak sahibi ile o hakkı sahibine ödemek durumunda bulunan arasında mutlaka hükümleri geçerli olan mahkemeler bulunacaktır. Bu mahkemelerin hükümleri nâfizdir. Bu sebeble ne işçi sendikalarına, ne işveren sendikalarına, ne greve, ne lokavta; toplumu üretimden alıkoyması, çalışan-çalıştıran arasına nifak sokması, ülkenin, devletin ve insanların zarar görmesine neden olması sebebiyle, müsaade edilemez. İslâm bu gibi örgütlenmeleri arzın ifsadı olarak değerlendirir ve engel olur. Her hak sahibi hakkını alana kadar devleti yanında bulur. Hak sahibinin konumuna bakılmaksızın, yalnızca hak sahibi bulunuşuna bakarak bu işleri deruhte eder.

Madde 19. Kimsenin sahibi bulunduğu hakka kavuşmasında rengi, dili, dini, ictimâî konumu ne öncelik sebebi olabilir, ne de hakkına kavuşmakta geciktirici bir sebeb olabilir. İslâm Devleti her hakk sahibini hakkına kavuşturana kadar hak sahibinin yanında olacağı gibi, haksızlığa uğrayanın da yanında olacak ve haksızlık yapanın karşısında, haksızlığa uğrayanla birlikte bulunacaktır.

Madde 20. İslâm ictimâî sınıflar tanımadığından, sınıfsal örgütlenmeleri de tanımaz. Ruhban sınfı, işçi sınıfı, sermayedâr sınıfı gibi sınıflanmalara asla müsaade edilmez. Örgütlenme ancak insanları münkerden nehyederek, ma’ruf ile emrederek hayra yedmek için olmalıdır.

Madde 21. Toplumun gelişmesi hak üzerinde bütünleşmesi ile mümkündür. Hangi meslek ve ictimâî durumda olursa olsun her kesimden kadın ve erkeğin çocukluktan itibaren gelişmesini sağlamak için devlet her türlü tedbiri alır ve insanına arz eder. Bunu yaparken herhangi bir ayrım gözetmez. Fizikî ve fikrî gelişmenin bütün imkânlarını tebeasına hazır eder. Bu amaca yönelik olarak toplumu örgütler.

Madde 22. Devlet varlığını İslâm’a borçludur. İslâm üzerinde sağlanmış konsensus, devletin varlığının ve devamının hikmetidir. İslâm varsa ve İslâm üzerindeyse devletin, meşru’ devletin, varlığından söz edilebilir. Bu sebeble devletin korunması da İslâm’ın korunmasına, yaşatılmasına bağlıdır. Devlet meşruiyetini şeriattan alır.

Madde 23. İslâm Devleti’nde otorite merkezî, idare ise âdem-i merkezîdir. Otorite de, idare de meşruiyetini şer’i oluşundan alır. Bu sebeble, ne otoritede ne de idarede İslâm dışılığa göz yumulamaz.

Madde 24. İslâm toplumunu meydana getiren ırkların, dillerin, coğrafyaların ve sair farklılıkların korunması devletin varlığını sağlamlaştırıcı, farklı toplumların birinin diğeri ile yakınlaşmasını sağlayıcı, tanışıp bilişmesini temin edici olarak görülür. Bütün bu farklılıklarına rağmen İslâm toplumunu meydana getiren kavimler, sahih İslâm akidesi ve buna dayalı yaşam biçimini benimsemekle bütünleşirler. Bu bütünlüğün ne akide, ne yaşam biçimi, ne coğrafya ne de sair farklılıklara bakılmaksızın ve itibar olunmaksızın korunması gerekir.

Madde 25. Yasama esas itibariyle Allah’a aittir. Herhangi bir hususun kanunlaşması ancak İslâmî temellere dayalı görüşlerin istişaresi sonucu devlet başkanınca yapılır. En güçlü delillerin temellendirdiği görüşler, tealluk ettiği konulardaki ulaşılmış gerçeğe en yakın görüşler olarak benimsenir ve kanunlaşır. Herhangi bir konuda kanun değişikliği de, mevcut kanunun tealluk ettiği konu ile ilgili olarak daha sağlam delillere dayalı daha isabetli görüşlerin en kısa zamanda devlete iletilmesi ile üzerinde görüşme sağlanıp, en geniş şekilde istişare edilerek yine devlet başkanınca yapılır; eski kanun yürürlükten kaldırılıp, yenisi tamim edilir. Böylece ümmet otoriteyi sürekli olarak üzerinde hisseder.

Asıl otorite İslâm’a aittir. Öylesine aittir ki devletin başkanından, bütün organlarına ve sade bir vatandaşa kadar herkes İslâm’ın otoritesini üzerinde hisseder ve İslâm’ın üstünlüğü bu otoritenin meşru tanınması ve itaatinin geçerli sebebini teşkil eder.

Madde 26. Devlet ictimâî tedavi edicilikten önce koruyucu bir devlettir. İnsanını her türlü İslâm dışılıktan; fıtratına ve eşyanın tabiatına aykırı yönlendirmelerden sakınır ve İslâm ile insanını terbiye eder. Buna rağmen tedâvisi gereken durumlar ortaya çıktığında, yalnız bu durumlar için tedaviye önem ve öncelik verir. Aslolan, insanı ve toplumu İslâm dışılıklardan koruyuculuktur. Tedavi bunu takiben söz konusudur.

Madde 27. Tedavi hastanın tedaviden önceki sağlıklı durumuna kavuşturulması içindir. Bu sebeble yargı sonucu ıslahı mümkün kılacak ta’zirden başlayarak tecziye dahi yapılır.

Madde 28. İnsanlar arasındaki nizaların halline, en küçük yerleşim birimleri olarak mahalle sakinlerinin basiret, feraset ve takvalarıyla tanınanlarından oluşan anlaştırma, vazgeçirme ve nizaa son verme için teşekkül ettirilecek hey’etlerden başlayarak çalışılır. Mahkemeye intikal etmeden halledilen nizalar hallolunmuş sayılır.

Madde 29. Yasaların İslâm’a dayalı anayasaya uygunluğu esastır. Ne bu anayasa hükümleri ne de sair kanunlar, İslâm’a aykırı olamazlar.

Madde 30. Devlet başkanını halk seçer ve ona Allah’ın hükümleriyle hümetmesi üzerine biat eder.

Madde 31. Devlet başkanı, gerek belli işler için ayrı ayrı ve yalnızca o işe münhasır olmak üzere, gerekse bazı belli işlerle sürekli meşguliyeti için yardımcılar seçer. Bunların sayısı, işlerin en iyi yürütülmesini sağlayacak ve ülkenin ihtiyacını karşılayacak kadardır.

Madde 32. Müslümanların içinde, münkerden nehyetmek ma’ruf ile emrederek insanları hayra yedecek en az bir siyasi parti bulundurmaları farzdır. Bu birden fazla da olabilir, ki olmalıdır da.

İslâm’da iktidar nasıl İslâm ile bağlı ise, fiilen iktidar olamayan partinin mensupları da İslâm’a bağlıdırlar. Bu sebeble muhalefetin görevi iktidarı İslâm dışılıklardan korumak, sakındırmak bu konuda kamuoyunu canlı ve uyanık tutmak ve İslâm’a uygunluklarında İslâm’ın iktidarına ve bunu sağlayan yönetime bütün gücü ile yardımcı olmaktır. Demokrasilerde olduğu gibi, iktidarda bulunan ne yaparsa yapsın ona karşı çıkmak değildir. İslâmî olmayan bu yöntem hakka karşı çıkmaktır, ki İslâm’da yeri olamaz.

Velhâsıl, iktidarı ve muhalefeti ile bir bütün olan İslâm ümmeti için tek amaç ancak Allah’ı razı etmek olup, buna aykırı düşen işlerinde, iktidar olsun muhalefet olsun tecviz edilemez.

İktidara ancak Allah’a ma’siyet olan işlerinde itaat etmemek farzdır. Görüşleri İslâm dışında bulunmadığı sürece farklı görüşlerine itaat edilir, şayet yanlışlığı düşünülüyorsa bu düzeltilmeye çalışılır. Ki usulü genel gidişi bozmadan, ifsad edici olmadan kendi görüşlerini iktidara ulaştırmak ve ikna ederek daha doğru görüşün geçerli hâle getirilmesine çalışmaktır.

Madde 33. Ülke, eyâlet veya vilayetlere ayrılarak yönetilir. Daha küçük birimler de ihtiyaca göre düzenlenir. Eyalet veya vilayetlerin yönetiminde eyalet veya vilayet valileri, eyaletlerin veya vilayetlerin kendine mahsus özellikleri göz önünde bulundurularak halk tarafından seçilir ve devlet başkanı tarafından atanırlar.

Madde 34. Mülk Allah’ındır. İnsanlara yararlanma hakkı tanımıştır. İslâm özel mülkiyeti, ümmet mülkiyetini ve devlet mülkiyetini tanır. Lâkin hangi türden olursa olsun mülk edinmeyi şeriatın belirlediği sınırların dışında elde etmeyi mübah görmez. Bununla birlikte elde edilen mülke sahipliği sürdürmeyi ve bunda tasarrufu da İslâm dışılıklar gördüğü takdirde tecviz etmez ve engel olur. Kimse haramdan kazanamayacağı gibi, haram şekilde tasarrufta da bulunamaz ve harama da sarfedemez. Allah insanlara mülkü, yararlanacakları bir nimet olarak vermiş, verdiklerine de vermediklerini de yararlandırsın için vermiştir. Bu sürekli olarak tavsiye edilir, teşvik edilir.

Madde 35. İnsanını her açıdan güçlü yapmayı ve bulundurmayı hedefleyen devlet, siyasi ve ekonomik ve sanayi alanında sürekli olarak geliştirmeyi amaçlar ve bunun için imkânlar hazırlar. Onu teşvik eder. Başarısı ve becerisi için yanında bulunur. Bu sebeble ictimâî alanda olsun, sanayi alanında olsun, bilimsel alanda olsun, çalışma alanında olsun hayatı kolaylaştırıcı yöntemlerin geliştirilmesi ve bundan istisnasız herkesin yararlanması için çalışır.

Madde 36. Devlet, gerek kendi görevlerinin verilmesinde gerekse kamuda ehliyete, seceriye, çalışkanlığa ve akıllılığa öncelik ve önem verir. Uyuşukluğa, çalışmadan yemeye, miskinliğe, fakirliğe iyi gözle bakmaz. Bir işi bulunmayı insanlar için yaşama hakkı olarak görür. Herkesin bir işinin bulunmasını temin devlete vâcibtir. İnsanlar çalışırken ve kazanırken nasıl geçiniyorlarsa, çalışamaz hâle geldiklerinde de onları aynı yaşam düzeyinde bulundurmak devletin ve ümmetin görevidir. Ümmet adına bu görevi devlet, ümmetten alacakları ile gerçekleştirir.

Madde 37. Aileyi, bir bütün olan vücudun en küçük birimi olarak, en sağlıklı şekilde tutmak devletin başta gelen görevidir. En küçük birimleri sağlıklı olmayan vücudun(bütünün) sağlıklı olabileceğine inanmaz. Büyük aileyi teşvik eder ve üç neslin mümkün olduğunca bir arada, bir evde yaşamasının şartlarını hazırlar. Hayatı daha önce yaşamış olanların tecrübelerinden, henüz yaşamaya başlayanların yararlanmasına imkân hazırlar.

Madde 38. Devlet, personel politikasında az insanla çok iş yapmayı önde tutar. Devlet hizmetinin, Allah’ın hükümlerinin uygulaması hizmeti olduğu bilinci ile, Allah’ın kullarına şefkat, anlayış ve dirayetle yapılmasına özen gösterilir. Bu hizmette bulunacaklara biniti yoksa binit, evi yoksa ev, hizmetçisi yoksa hizmetçi verilir ki hizmeti yapabilmesine en küçük bir mani dahi bırakılmasın. Devlet hizmetinde bulunanların insanlara kötü muamelesi veya suistimâli asla hoş görülemez ve derhal görevli azlolunur ve gerekiyorsa cezalandırılır.

Madde 39. Devlet görevlilerinin görevlerini en iyi şekilde yerine getirebilmesine yardımcı olmak da tebeanın asıl görevlerindendir.

Madde 40. Bilim kuruluşlarından başlayarak halkın arasında da her alanda bilimsel çalışmalara, bunların en kısa zamanda pratiğe dönüştürülerek insanların yararına sunulmasına devlet imkân hazırlar. Bu cümleden olarak dünyadaki bilimsel yenilikleri, araştırmaları ve sonuçlarını insanlarına iletmek için çalışır. İnsanının bu alanda da yeteneklerinin gelişmesi için imkânlar hazırlar ve bunların ürünlerinden diğer insanların da yararlanmasını temin eder.

Madde 41. Her türlü eğitim-öğretim kurumu açma ve işletme, başta devlet olmak üzere herkese serbesttir. Lâkin kim olursa olsun İslâm dışı bir eğitim yapamaz ve yaptıramaz. Eğitimin bütün alanlarında İslâm ve İslâmî bakış açısı vazgeçilmezdir. İnsanlara İslâm tanıtılırken, İslâm dışılıklar da gerçeğine uygun olarak tanıtılır ki mukayese ve muhakemenin gelişmesi sağlanabilsin.

Madde 42. Her türlü iletişim aracı tv, video, radyo, gazete, dergi sahibi olmak ve yayınlamak kimsenin tekelinde değildir; belki İslâm’ın tekelindedir. Olaylar ve gerçekler her tür yayın aracı ile ancak gerçeklerine uygun düşen şekli ile verilebilir. Çarpıtma veya saptırma kamuoyunu yanıltma olarak değerlendirilir ve cezalandırılır. İddialar delillendirilmedikçe yayılamaz, yayınlanamaz. Kimsenin kimseyi, kişiden devlete, küçük düşürmeyi ve insanların suizann taşımasına sebeb olunmasına müsaade edilemez.

Madde 43. Hiçbir alanda tekele müsaade edilemez; belki yalnız İslâm’ın tekelindedir her şey. Bu itibarla devlet sektörü veya özel sektör için ayrı ayrı ölçüler söz konusu olmayıp, tek ölçü olarak İslâm’ın ölçüleri herkesi bağlıyıcıdır. Devlet, İslâm dışılıkları her alanda arzın ifsadı olarak değerlendirir ve imkân tanımaz.

Madde 44. Hiçbir alanda, görünür veya görünmez mafyaya en küçük bir anlayış dahi gösterilemez. Şehirlerin, kasabaların, mahallelerin hangi alanda olursa olsun, satıcılar tarafından parsellenmesi ve diğerine kapatılmasına, alınıp satılmasına asla izin verilemez. Devlet, tekel kırmakta en etkili yöntemleri kullanır ve tekellerin kökünü kazır, yeşermesine imkân tanımaz.

Madde 45. İnsanların birbirleriyle sıcak ilişkilerine imkân tanımak üzere, gerek münferit olarak gerekse ailecek görüşüp tanışmalarına, ziyaretler yapmalarına imkân verecek bir çalışma hayatı düzenler.

Bu sebeble hayat sabah namazını takiben başlar. Resmî ve özel mesai, günün ortasını biraz geçe biter. Akşama kadar insanların birbirleriyle görüşüp, konuşmaları, tanışmaları ve ilişkilerini güçlendirmeleri, akrabalık bağlarını, dostluk ilişkilerini, komşuluk ilişkilerini güçlendirmeye imkân sağlanır. Yine bunun sonucu olarak yaratılış sebebine uygun düşecek şekilde ‘gündüz çalışma, gece istirahat içindir’ ilkesi gerçekleştirilir.

Madde 46. Kişiliğin geliştirilmesi, kimsenin kimseye kul olmasına meydan verilmemesi, yalnızca Allah’a kulluğun kapısının açık tutulacağı bir yapı İslâm devletinin öncelikli gördüğü hayatî bir zarurettir. İnsanlar ahirete göre hazırlanacaklar, yaptıkları her işi âhirini düşünerek, hesab ederek yapmaları bilinci verilecektir. Ki ahiret duygusu ve düşüncesidir insanları yeryüzünü ifsaddan alıkoyan. Bu düşüncenin en canlı bir şekilde yaşatılması ferden ferdâ temin edilmeye çalışılacaktır. Bir işin âhirini düşünmek kısaca ‘şunu şöyle yaparsam sonu ne olur, böyle yaparsam sonu nasıl olur?’ diye düşünmektir ki bu düşüncenin köklü olarak yerleştiği kimse, sonu olmayan ahireti de düşünür hâle gelecektir. Yalnız bu dünya için sınırlı kalsa bile, insanların âhir düşüncesiyle hareket etmeleri kendilerini de toplumu da ifsaddan alıkoyan bir asıldır.

Madde 47. İnsanın fıtratı ve tabiatın olduğu gibiliği korunmalı, buna özel özen gösterilmelidir. Zira Allah her şeyi kulları için yaratmıştır. Kimsenin kendisinden sonra geleceklere bırakacağı şeyler kendisininkinden daha az ve daha kötü olmamalıdır. Ne nimetlerin yerli yerince kullanılmayışına, ne tüketilip bitirilmesine, ne de bir neslin diğer nesli düşünmeden hareket etmesine imkân bırakılmaz. İslâm’da “Benden sonra tufan!.” anlayışına asla yer bulunamaz.

Bu cümleden olarak havanın, suyun, karanın, denizlerin kirlenmesi ve kirletilmesi, insan kirlenmesini takiben titizlikle engellenmesi gereken münkerlerdir. Zaten bütün kirliliklerin başı insan kirlenmesidir ki insan kirlenmesine imkân tanımayan İslâm, insan için ve insanın yararlandığı şeylerin de kirlenmesinin baştan önüne geçmiş olacaktır.

Madde 48. Kültürlü olmak, gelip geçmiş kavimler hakkında bilgi sahibi bulunmak olduğu gibi el’an yaşayan toplumların da durumlarından haberdâr olmak demek olduğundan, toplumun bu açıdan da bilgilendirilmesinde devlet öncülük eder ve insanının da bu öncülüğe katkıda bulunmasına, bu öncülükte yanında bulunmasına imkân hazırlar. Seyahatı teşvik eder ve kolaylaştırır. Müslim, gayr-ı müslim herkesin, gerek ülkeyi gerekse dünyayı gezip görmesi ve düşünmesine, doğru sonuçlar çıkarmasına yardımcı olacak şekilde maddî ve kültürel yönde yardımcı olur.

Bu cümleden olarak İslâm devleti topraklarında ve mümkün olduğunca başka devletlerin topraklarında seyahati kolaylaştıracak imkânlar hazırlar. Bunun için vakıfları teşvik eder, konaklama yerleri hazırlar ve parasız olarak insanlara ve vasıtalara sunar. Belli bir süre de olsa parasız kalabilmeleri imkânını sağlamaya çalışır. Bu amaca yönelik eskiden yaşamış ve yaşatılmış ‘kervansaraylar’ı canlandırır, diriltir ve geliştirir. Çevre insanlarının bu kurumların yaşamasına katkıda bulunmasını teşvik eder.

Madde 49. Tarih, yaşandığı devrin gerçeklerine göre herkese tanıtılır. İbret alınsın için öğretilir. Dünü bilmeyenlerin bugünü değerlendirmeleri ve yarınlara hazırlıklı olabilmeleri mümkün değildir. Bu imkânsızlığı kaldırıcı şekilde öğretilir. Dokunulmazlık söz konusu olamaz. Her devir gerektiği şekilde ve İslâm’ın koyduğu ölçüler içinde kalmak kaydı ile değerlendirilir ve yargılanır, eleştirilerek öğretilir.

Madde 50. Özellikle televizyon, insanları eğitmekte görsel ve duyumsal olarak başta kullanılacak bir iletişim aracıdır. Elbette yazılı basına ve diğerlerine de önem verilmekle birlikte tv dizileriyle tarih, coğrafya, İslâm tarihi, Peygamber’in hayatı insanlara sahih kaynaklara dayalı olarak filmler şeklinde gösterilerek, standard olan doğru bilgilerle insanların bilgilerinin paydaları eşitlenmeye çalışılır. Bu yapılırken, insanların kalıplara dökülmüş şekilde düşünmesi önlenir ve gelişmeye açık düşüncenin yücelip yükselmesi sağlanmaya çalışılır.

İslâm anlatılırken Kur’an esas alınacağı gibi, mezhebî görüşlere kesinlikle bir üstünlük tanınmaz ve objektif olarak tanıtılır. Peygamberin Kur’ânî düşünce ve davranışları, O’nun da bizler gibi bir insan olduğu göz önünde bulundurularak ve insanüstülükten kaçınılarak anlatılıp tanıtılır. Ki müslümanlar O’na benzeyebilmek için Kur’an’ı ahlak edinme yolunu tutsunlar ve birer güzel örnek kişilik oluşturabilsinler. İnsanların zihninde çok tanrılı dinlerin ögelerinden insanüstülük izleri tamamen silinmeli ve bir daha yer tutmasına imkân bırakılmamalıdır. Ki insanlar putatapıcılığa yönelmesinler. Allah’tan başkasını Rabbler edinmesinler. Rabb olarak yalnızca Allah’ı bilsinler, ki Rabb olmaya yalnızca O lâyıktır.

Madde 51. İnsanların diğergâmlığı geliştirilerek kendini düşündüğü kadar başkalarını da düşünmesi eğitimle sağlanacaktır.

Madde 52. Güçsüz, geçici ve sürekli olarak çalışamaz halde bulunanlar, yaşlılar, dullar, öksüz ve yetimler ve acezeler, ümmetin kendilerine bakmakla mükellef bulunduğu zümreler olup, devlet ümmete vekaleten bunların sıkıntılarını üstlenir. Geçimlerini sağlar, her türlü imkânı kendilerine hazırlar.

Madde 53. Devlet her türlü hurafeye, bâtıla, uydurma her şeye karşı en büyük engeli insanını yetiştirerek oluşturur. Bunun en geçerli yolu ise İslâm’ı gerçeğine uygun olarak öğretmektir. Hurafelerin İslâm’da yeri yoktur ve olamaz. Ne kadar eskimiş ve ne kadar toplumda yer etmiş olursa olsun bütün hurafeler temizlenmelidir ki Tevhid akidesi korunabilsin.

Madde 54. İşçi-işveren arasındaki münasebetler; işyerinin, işin, işçi ücretinin belirlenmesinde, işyeri şartlarının, çalışma koşullarının iyileştirilmesinde her işyerinde işçi ve işveren temsilcilerinden oluşan ve beş kişiyi geçmeyen kurullar kurulur. Bu kurulların işyeri ve iş(çalışma) şartlarıyla ilgili verecekleri bilgi muvacehesinde devlet bu işlerle görevlendirdiği ve yetkili kıldığı görevlileri vasıtasıyla gerek işyeri şartları, gerek çalışma şartları, gerekse ücret konusunda bu kurulların istişârî mahiyetteki görüş ve verdiği bilgilerden yararlanarak yapacağı değerlendirmeler sonucu kararlar verir ve uygulanması için de işverene emirler verir. Bu emirlerin yerine getirilip getirilmediğinden devlet görevlisi sorumludur. İşyeri kurulları uygulamadan periyodik olarak devlet görevlilerini haberdâr eder.

Grev, lokavt, işgal, işi engelleme, işi tavsatma türünden üretimi menfi yolda etkileyecek ve ülke ekonomisine zarar verecek her tür eylemden işçiler men edildiği gibi, işveren de kendine ait görevleri yerine getirmekten kesinlikle kaçınamaz. Her iki halde de devlet müdahale eder.

İşçi ile işveren arasındaki ilişki bir aile ilişkisi gibi olup, aile fertleri arasındaki sıcaklık ve yakınlık, işçinin işini sevmesi, işverenin işçisini sevmesi; işverenin işçisine hakkını vermesi ve işçinin de aldığı ücreti hak etmesi, helal dairesi içinde yürüyen ilişkiler, işçi ve işverenin bir ailenin fertleri gibi biri diğerine yakın olmasını sağlayacak boyutlarda geliştirilecek ve uygulanacaktır.

Ekonomik Yapı

Madde 55. Mülkiyet üç türlüdür:

I. Özel mülkiyet
II. Ümmet(Kamu) mülkiyeti
III. Devlet mülkiyeti

I. Özel mülkiyet fertlerin; çalışarak, bularak, devletin vermesi ile, miras yoluyla ve ganimet suretiyle sahibi bulunabileceği şeylerdeki tasarruf hakkıdır. Miras bırakabilir, bağışlayabilir, vasiyet edebilir. Lâkin asla haramdan kazanmadığı gibi harama da sarfedemez.

II. Ümmet mülkiyeti:

A. Tükenmez madenler,
B. Su, ateş ve otlak gibi şeyler,
C. Tabiatı ferdî mülkiyete müsait bulunmayan meydanlar, caddeler, sahiller, denizler, göller, ırmaklar, hava, güneş enerjisi, dalgalar, gezegenler türünden şeyleri kapsar.

İşletilmesi, ümmet adına ve hesabına devlet tarafından yürütülür. En verimli şekilde işletilmesi için, devlet gerekli gördüğü işletme tarzını seçer.

Yıllık olarak meydana gelen hâsıla, tüm toplum fertleri arasında kadın-erkek, zengin-fakir, çocuk veya büyük ayırdetmeksizin eşit olarak dağıtılır. Meydana gelen hâsıladan devlet(işletme) kendini geliştirme, verimliliğini yükseltme gibi amaçlarla ve öncelikle işletmeye ayrılandan geriye kalan dağıtılır.

III. Devletin sahibi bulunduğu menkul ve gayr-ı menkul eşyadan ibarettir. Ki devlet İslâm’ın koyduğu kurallar çerçevesinde dilediği gibi tasarruf yetkisini haizdir.

Madde 56. Ticaret helal, faiz haramdır. Ticarette tekelleşme kesinlikle yasaktır. Fiyatlara narh koyma haramdır. Bir malın fiyatının serbestçe teşekkül etmesi için devlet bütün gayretini sarfeder. Fiyatların serbestçe teşekkül etmesi için müdahale edeceği gibi tekelleşmeyi önlemek için de müdahale eder.

Rekabet asıl olmakla birlikte kesinlikle başkalarını çökertme şeklinde tezahür edemez. Buna engel olunur. Kalite ve fiyat arasındaki uyum sürekli kontrol edilerek tüketicinin zarar görmesi önlenir.

Ekonomik düzenden maksat, ülke insanlarının Allah’ın verdiği nimetlerden bunların esiri olmadan ve uçurumlar doğmadan yararlandırılmasını sağlamaktır. Bunu sağlamada ise haram ve helal hududlarının çiğnenmemesi en önde dikkat edilecek husustur.

Madde 57. Paranın esası altına dayandırılacaktır. Altına nisbeti oranında da gümüş yine bizatihî para olarak kullanılacak veya bunların karşılığında gâime çıkarılacaktır.

Madde 58. Üretim, kabil olduğunca ucuz maliyetle yapılmaya çalışılacak, bu ucuzluk emeğin, hammaddenin ve sermayenin aleyhine olmayacağı gibi tüketicinin aleyhine de olmayacaktır. Esas itibariyle ham madde en ekonomik şekilde kullanılacak; emek, üretimdeki artışındaki oranı nisbetinde değerlendirilecektir. Hiçbir maliyet faktörü sömürülmeyecek ancak belli zamanda yapılan üretim azamî oranda yapılarak maliyetlerin düşüklüğü sağlanacaktır.

Madde 59. İnsan sağlığı için iş bizzat önemli olduğundan insanın işsiz kalması önlenecek, emek yoğun işler yaygınlaştırılarak makina zorunlu olmadıkça az kullanılacaktır.

Madde 60. Dünyada mevcut halkı müslüman ülkeler arasında sanayi ve ticaret teşvik edilerek entegrasyona gidilecek ve bir bütün olma sağlanacaktır. Bu bütünlükte ekonominin, sanayi ve ticaretin önemi yerinde kullanılacaktır. Müslümanların hernangi bir hususta başkalarına muhtaç olmaması için gereken her şey yapılacak; ticaret geliştirilecek, sanayi yaygınlaştırılacak, üretim artırılacak ve paylaşımında bütün insanların yararlanmasına özen gösterilecektir.

Emperyalistlikte sabıka sahibi devletlerden uzak durulacak, bunun aksine gayr-ı müslim olmalarına rağmen ezilmiş halkların yaşadığı ülkelerle daha yakından ilgilenilerek onlara da İslâm’ın izzeti her açıdan gösterilecektir.

Tarımsal üretimde de belli bir araziden azamî verimin alınmasında, insan sağlığının ön planda tutulmasına dikkat edilerek çalışılacaktır.

İslâm ekonomisi, tüketimi ile övünen ekonomi değil; üretimi, üretiminin çok ve ucuzluğu sonucu Allah’ın kullarının bu üretimden yararlanabilmesine azamî imkân tanıyan yönüyle temayüz eden bir ekonomidir. Yararlandırdığı insan sayısının fazlalığı, toplam tüketim rakamlarının çokluğu değil, ferden ferdâ insanların üretilenden yararlanmasını istihdaf eden bir ekonomidir. Bu sebeble üretim, tüketimin satın alma gücü yüksek insanlar arasında körüklenmesine değil, bütün insanların üretimden yararlanmasına yönelik olacaktır. Bu da üretilen şeylerin herkes tarafından alınabilirliği ile kabildir. Hayatı kolaylaştıracak eşyanın üretimine önem verilir, lüks eşyanın üretimine değil.

Madde 61. Hava, su dahil, çevrenin temizliğinin (doğallığının) korunması asıldır. Kirlenmeye sebeb olanlar engellenir. Bize teslim edildiği gibi bir tabiatı, bizden sonrakilere miras bırakmak zorunda oluşumuz onların bizlerin üzerindeki haklarındandır. Toprağın erozyonu önleneceği gibi, âtıl bırakılmasına da göz yumulmaz.

(Ercümend Özkan, Laiklik-Demokrasi ve İslam, Anlam Yayınevi, Ankara 2016, s.191-215)

Yazının 1. Bölümü: Çağdaş Şartlarda Muhalefetin Niteliği, Ercümend Özkan’ın Siyasi Parti Girişimi

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal

1 Yorum

  • mbozac
    21 Şubat 2018, 16:22

    bu proje tez elden efradını cami ağyarını mani şekilde güncellenip raflardan indirilmelidir… yarın çok geç!

    Yanıtla