Ebu Cehil’in çadırı

Ebu Cehil’in çadırı

Kureyş toplumu inançlı bir toplumdu. Yüce bir Allah inançları vardı, bu gün bilinen ibadetlerin tümünü yapıyorlardı. Yarımadanın hem dini hem ticari bazda lideri konumundaydılar. Cesur, zengin, bonkör, savaşçı ve zeki idiler.

Ebu Cehil’in Çadırı

1.Ebu Cehil, Hz. Muhammed devrinde yaşamış, Kureyş toplumunda biriktirdiği servet ve ardına taktığı sayısal çokluğu sağladığı için şahsi liderliği ele geçirmiş birini temsil ediyor. Çağlar boyu kendisi gibi yönetimi şahsen temsil eden Nemrutlar, Firavunlar gibi birisi. Bu tipolojinin genel karakteristiği, duydukları halde Allah’ın sözlerini işitmemiş, Allah’a itaat etmemiş olmaları.

Çadır, soy ve kan bağına dayalı bir obayı, obalardan müteşekkil birlik olup yönetim hiyerarşisi kurabilmiş kavimlerin karar alma mekanlarını temsil ediyor. Antik Yunan’da Agora, Roma’da senato, Mekke’de Darü’n Nedve, Feodal dönemde malikane, aydınlanma döneminde parlamento aynı şeye tekabül ediyor. Buralarda toplananların belirgin vasıfları, aldıkları kararlara Allah’ı karıştırmamaları.

2.Kureyş toplumu inançlı bir toplumdu. Yüce bir Allah inançları vardı, bu gün bilinen ibadetlerin tümünü yapıyorlardı. Yarımadanın hem dini hem ticari bazda lideri konumundaydılar. Cesur, zengin, bonkör, savaşçı ve zeki idiler. İnandıkları Allah her işlerine karışmayan bir Rab’tı. Bu sebeple yaptıkları uluslararası ticaretlerinde, geleneksel örfe dayalı hukuk sisteminde, servet ve sayısal çokluk temelli iktidar seçkinliğinde ve bunlardan yoksun zayıflara hükmetmeye dayalı itaat ilişkisinde vs referans gösterdikleri atalarının yolundan gidiyor, çağdaş kurallar ve menfaatleri neyi gösteriyorsa ona dikkat ediyorlardı.

Böylesi bir yapıda Hz. Muhammed ortaya çıkıyor, iman temelli yeni bir toplumsal birlik çağrısı yapıyor. Öyle bir Allah inancı duyuruyor ki Rab olarak her işlerine müdahale eden bir Allah bu. Ayrı bir çadır kuruyor, kendisini tasdik edenleri buraya çağırıyor. Kureyş ‘karpuz’ gibi ortadan bölünüyor. Bu sebeple ona kavmimize ‘fitne’ soktun, senden önce hiç bir Arap bunu yapmamıştı diyorlar.

Aynı mekanda iki çadır. İki ayrı toplum, iki ayrı liderlik, iki ayrı Allah inancı ve hukuk düzeni karşı karşıya geliyor. Bir tarafta Daru’n Nedve, diğer tarafta Erkam’ın evi. Buralar iki tarafın toplantı ve karar alma yerleri. Çatışma kaçınılmaz hale geliyor.

Eskinin mümessili Ebu Cehil, işin vahametini görüyor, elindekilerin hepsini ve geleceğini kaybetme korkusu taşıyor, yarımadadaki tüm saygınlıkları bitecek, kurulu düzen bozulacak. Çadırını yıkıp Muhammed’in çadırına geçerse herkes gibi olacak, statüsünü ve imtiyazlarını kaybedecek. Napsın?

Muhammed’e uzlaşma teklifleri sunuyor. İstediklerini verecek. Tek şartı yeni kurduğu çadırını sökmesi, adamlarıyla birlikte eski çadırda buluşup birleşmesi. Muhammed(s) kabul etmiyor. O’da onu kendi çadırına çağırıyor. Öne sürdüğü tek şart ‘La İlahe İllallah’ demesi. Anlaşma olmuyor, çatışma başlıyor.

Ebu Cehil sertleşiyor. Tarihte kendisi gibi olanlar ne yaptıysa benzerlerini yapıyor. Hz. Muhammed hiç karşılık vermiyor. Sabrediyor. Direniyor. Güvenip dayandığı Allah’ın diğerlerine verdiği sürenin dolmasını, işlerin şahitlendirilmesini bekliyor. Kazanan Muhammed(s) oluyor kaybeden Ebu Cehil. Hep olduğu, olacağı gibi.

3.Kıssadan hisse: Ebu Cehil’in çadırında oturup tevhid anlatılmıyor, yaşanmıyor. Kitap ehli bu duruma misal oldu. Onlardan Ebu Cehil’in çadırında oturanlar kafirleri dost edindiler. Hakikati duyurmaktan vaz geçtiler. Bu halleri onları ellerindeki kitabı tahrif etmelerine, kelimelerle oynaşmalarına mecbur etti.

Allah, son indirdiği kitabında kitap ehlini sapıklar ve gazaba uğrayanlar olarak niteledi. İnsanlara bunların yolundan gitmeyin, kaybedenlerden olursunuz diye uyarıldı. Ayetlerde bildirilen mesajı alanlar bunu işittiler.

Allah’ın sözünü işitip itaat edenler Hz. Muhammed’in yolunu takip etti. Edecekler. Referansı Hz. Muhammed olanlar korunacak ve felaha erecekler, kitap ehline benzeyenler işittikleri sözü değiştirecekler ve kaybedecekler.

4.Allah’ın sözü. Kavimlerin diline döküldü, kelimelerine büründü, dillerine geldi, aralarında dolandı. İkmal edilmiş din kitap olarak sunuldu. Her çağda herkes duydu. Bütün insanlık hakikatin farkında. Dileyen işitir itaat eder, dileyen duyar değiştirir. Dostluğun kiminle kurulduğu esas.

İşitip itaat edenler duyurmaya devam edecekler. Duyuru yapıyorken Ebu Cehil’in çadırında oturmayacak, diğerleriyle dostluk kurmayacak, oraya mensup olmayacaklar. Hz. Muhammed’in çadırı dimdik duruyor, direkleri kopmadı. Kimse kopartamaz çünkü güçleri yetmez. Nice Ebu Cehiller geldi geçti, hangisi yok oldu hangisi baki.

Erkam’ın evi medrese değildi. Medrese, neye yaradığı çoğu zaman belli olmayan, edinenini belki meşhur edip prestij sağlayan ama değiştirip düzeltmeyen bilim merkezidir genelde. Ağlaşma sızlaşma yeri de değildi. Çünkü Müslüman olmak mazlum, mağdur olmak değildir. Erkam’ın evi Daru’n Nedve’nin karşılığıydı. Muhammed’in çadırına geçenlerin toplantı mekanıydı. Medine’nin mescidi aynı işi gördü. Mensubiyette Araf diye bir mekan yok! Allah’ın sözünü işitelim.

huseyinalan.blogspot.com

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal