Aşı savaşlarında madalyonun diğer yüzü

Aşı savaşlarında madalyonun diğer yüzü

Grip aşısı tartışması ve eleştirisi ayrı bir konu, toplumda aşı paniği oluşturmak ayrı bir konu. Panik yaratıp çocukluk hastalıklarının, salgınlarının patlamasının bedelini kimse ödeyemez.

Her yıl aynı dönem grip aşısı ile başlayan işe yaramıyor tartışması, bu yıl Canan Karatay’ın aşılarda alüminyum var açıklaması ile farklı bir boyuta taşındı. Aşı karşıtı bir kesim oluşmaya başlarken, aşıların ters etkileri olmakla birlikte toplumları birçok salgın hastalıktan koruduğu da dile getirilmeye başlandı. Prof.Dr. Temel Yılmaz da aşıların bu yönünün göz ardı edilmemesi gerektiğini anlattığı Habertürk’te yayınlanan yazısında aşılar sayesinde dünyanın büyük sağlık felaketlerini yendiğini belirtti. Aşıların içeriği ile ilgili sorunlara değinmeyen Yılmaz, aşının neden gerekli olduğunu ise şöyle ifade etti: Aşı savaşları Dünya bir sağlık felaketini nasıl yendi AŞI karşıtı kampanyalar nedeniyle aileler artık çocuklarına aşı yaptırmak istemiyor. Son 5 yılda çocuğuna aşı yaptırmayı reddeden aile sayısı % 65 oranında arttı. Bir toplumsal panik ortamı oluştu. Ama çok değil yüz yıl öncesinden bugüne salgın hastalıkların kontrolü açısından nereden nereye geldik ve bir aşı dünyanın kaderini nasıl değiştirdi. AŞI NEDEN GEREKLİ Aşı, bir bakteri ya da virüse karşı vücudun savunma (immün) sistemini güçlendirerek hastalığın önlenmesini hedefleyen bir uygulama. Aşı düşüncesi yaklaşık binlerce yıl öncesinin gözlemlerine dayanıyor. Eski çağlarda insanların, bir salgın hastalığı atlatan insanların tekrar aynı hastalığa yakalanmadığını gözlemliyor. 18. yüzyıldan itibaren bilim insanları hastalığa neden olan etken zayıflatılıp vücuda verildiğinde, o hastalığa karşı bağışıklık geliştiği ve hastalık olmadığını keşfettiler. Zayıflatılmış veya ölü bir virüs vücuda girince savunma sistemi hücreleri virüsün protein yapısını hafıza hücrelerine kaydediyor. Bakteri hemen vücudun savunma sistemi tarafından tanınıyor ve imha ediliyor. Hastalık oluşması engelleniyor. TARTIŞMALAR ZARAR VERİYOR Aralık ayının son günlerinde Canan Karatay Hoca bir açıklama yaptı: “Annelere sesleniyorum. Aşı yaptırmayın; aşılarda alüminyum, cıva var ve ileride bu çocuklar Alzheimer oluyor, D vitaminini yüksek tutun o çocuğa yeter.” Bu açıklamaya tepki olarak Hacettepe Tıp Fakültesi’nden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan karşı bir açıklama yaptı: “Bu böyle devam ederse halk korkacak, aşı yaptırmayacak, salgınlar başlayacak, D vitaminiyle ilgisi yok, aşılarda cıva kaldırıldı, alüminyum da bir bardak suyun içindeki kadardır, zararı olmaz. Bu hem yanlış hem de hatalı.” Prof. Dr. Karatay, “Ben aslında tüm aşılar için değil, grip aşısı olmayın diye söyledim” diyerek geri adım attı, ama bir defa ok yaydan çıkmıştı. Anneler, babalar “Aşı nedeniyle çocuğum Alzheimer mı olacak, kronik alerjik astım hastası mı olacak, beyinde hasar mı kalacak” endişesine kapıldı. Bu tartışmalarda, gerekli mi, gereksiz mi diye aşı savaşları sürerken bir asır öncesinde, insanlığın yaşadığı bir dramı ve bilim insanlarının mücadelesini anlatmak istiyorum. DÜNYAYI SARSAN BİR HASTALIK Çiçek hastalığı 2-3 asır öncesinin, dünyanın en büyük sağlık felaketlerinden birisi. Varisella zoster isimli virüs bu hastalığın etkeni. Virüs, evcil hayvanlardan bulaşıyor. Vücuttaki yaralarda sıvılarda yaşayan virüs, hastaya temasla, eşyalarla, aynı odadaki havanın solunmasıyla, sineklerle kolayca bulaşabiliyor. Çiçek hastalığı aniden ortaya çıkar, baş ağrısı, kusmayla başlar. Ateş 39-40 dereceye çıkar, sonra kırmızı döküntüler oluşur. Vücutta kızarıklıklar başlar, sonra içi sıvı kabarcıkları olan keseciklerden oluşur. Onuncu günden itibaren bu kesecikler patlar, vücutta yaygın kanamalar başlar. Hastayı ölüme sürükler ve bilinen tedavisi yok. TARİHTEKİ İLK BİYOLOJİK SİLAH Çiçek virüsü, kullanılan eşyalarda uzun süre canlı kalabilme ve bulaşabilme özelliği nedeniyle kitlesel savaşta kullanılan ilk biyolojik silah olarak tarihe geçti. 1763 yılında İngiliz general Sir Jeffrey Amherst sürekli sorun çıkaran Amerika yerlileri Kızılderililere soğuklardan korunmaları bahanesiyle battaniyeler gönderdi. Aslında battaniyeler çiçek virüsüyle enfekte idi. Virüsler Kızılderilileri enfekte etti, çiçek hastalığı çok hızla bütün Kızılderililer arasında yayıldı. Tarihin en büyük insanlık dramı o yıllarda yaşandı. Milyonlarca Kızılderili öldü, ırkları yok olma tehlikesiyle karşı karşıya geldi. O yıllarda dünya nüfusunun % 20’sini oluşturan Kızılderililerin oranı % 3’e düştü. Milyonlarca yerli, çiçek nedeniyle öldü. Ama Avrupalılar tarafından Amerika’ya getirilen bu virüs Kızılderililerle sınırlı kalmadı, beyazlar arasında hızla tüm Amerika kıtasına yayıldı. Hastalık daha sonra Amerika’dan Avrupa’ya geçti ve tüm kıtayı kapladı. 18. yüzyılda dünya nüfusunun dörtte biri çiçek salgınına yakalanmış, 100 milyondan fazla insan ölmüştü. ÇİÇEK AŞISI NASIL BULUNDU? 11. yüzyılda eski Hint ve Çin’de çiçek hastalığı geçiren çocukların yanına sağlam çocuklar konularak ya da yaraların kabukları toz haline getirilerek burunlarına üflendiği ve bağışıklık kazandırıldıklarıyla ilgili kayıtlar var. Bu yöntem zamanla Asya’ya, oradan Anadolu’ya geliyor. Çok önemli bir bilgi, bu yöntem Osmanlı’da biliniyor. 1721 yılında Lady Mary Montagu, İstanbul’a gelip bu yöntemle çocuklarını aşılatıyor ve bu yöntemi İngiltere’ye bildiriyor. Çiçek aşısını bilimsel yöntemlerle ilk bulan ve uygulayan kişi Edward Jenner. Çiçek aşısı 3-5 yıl bağışıklık kazandırıyor. Çok etkili bir aşı olmasına rağmen aşı olan 1 milyon kişiden 14-52 kişide hastalığa rastlanabiliyor, binde bir kişide alerjik reaksiyon görülebiliyordu. Aşı bir süre sonra çok yaygın olarak kullanıldı. Uzun yıllar sonra doğru aşılama kampanyalarıyla çiçek hastalığına yakalananlar azaldı, salgın durdu ve hastalık yavaş yavaş yok olmaya başladı. Türkiye’de son çiçek vakası 1957 yılında görüldü. Amerika Birleşik Devletleri 1972 yılında rutin aşılamaya son verdi. Dünya milyonlarca insanın ölümüne neden olan bu sağlık felaketiyle savaşı kazandı ve 1980 yılında Dünya Sağlık Örgütü bu hastalığın yeryüzünden silinmiş olduğunu ilan etti. ********** BİR SAĞLIK FELAKETİNDEN ÇIKARILACAK DERSLER ÖLDÜRÜCÜ bir virüsün 18. yüzyılda bir ırkın neredeyse tamamına yakınının yok olmasına, milyonlarca insanın ölmesine neden olan bu hikâyeden çıkarılması gereken çok önemli tarihi dersler var. 1. Salgın hastalıklar hiçbir insan, ırk, milliyet ayırımı yapmaksızın kısa bir süre sonra milyonlarca insanın ölümüne neden olabiliyor. 2. İnsanlık çiçek hastalığından birlikte savaşarak kurtuldu. Bu savaşın kazanılmasındaki gerçek başarı bilim insanlarının. Yaptıkları aşı çalışmaları, araştırmaları ve bunların sonuçlarına ait. 3. Çiçek aşısını Osmanlı’da ilk uygulamayı Tıbbiye-i Şahane hocaları başlattı. Daha sonra Türkiye Cumhuriyeti programı aynen sürdürdü. 4. Cumhuriyet’in ilk yıllarında sınırlı olanaklara rağmen sıtma, tüberküloz, cüzzam gibi hastalıklar doğru aşılama uygulamalarıyla ülkeden silindi. 5. O dönemde herkes sorumlu davrandı. Aşının bin kişide görülen alerjik reaksiyonlarını, yüz binde bir kişide görülen hastalık yapma riskini kullanıp daha medyatik olma uğruna halka “Bu aşı alerji yapıyor, kullanan da hasta oluyor, kullanmayan da, aşı tehlikeli” imajını oluşturacak basın açıklamaları yapmadı. Yapsa bile medyada bu insanlar kendine yer bulamadı. SONUÇ GEÇTİĞİMİZ yüzyılda çiçek, tüberküloz ve difteri salgınında, çocuk felcinde birileri çıkıp da genel aşı korkusu ve paniği oluştursaydı milyonlarca insanın ölümüne neden olan salgın hastalıkların kontrolü mümkün olmazdı. Grip aşısı tartışması ve eleştirisi ayrı bir konu, toplumda aşı paniği oluşturmak ayrı bir konu. Panik yaratıp çocukluk hastalıklarının, salgınlarının patlamasının bedelini kimse ödeyemez. Toplum önünde yapılan konuşmaların çok özenli olması gerekir.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal