Putların kırılışının yıldönümü

Putların kırılışının yıldönümü

İslam Ordusu, 4 koldan Mekke’ye giriyordu. Bu kolların 3’ü herhangi bir direnişle karşılaşmamış, sadece Halit Bin Velid (r.a.)’in komutasındaki kola küçük bir taciz yaşanmıştı. O da kolay bir şekilde savuşturulmuştu.

Bugün Mekke’nin fethi kabul edilen 1 Ocak. Yıldönümünün hangi güne geldiğinden önemlisi, o günde gerçekleşen durum. Müslümanların Mekke’ye fatih olarak girişleri ve girdikten sonra yapılan düzenlemeler. Milli gazete yazarı Ayhan Kaya da yazısında bu konuyu dile getiriyor. “Putların kırılışının yıldönümü” diye tanımladığı o günü şöyle anlatıyor:

Peygamber Efendimiz (s.a.v) tebliğ göreviyle birlikte büyük bir mücadeleye girmiş, daveti kabul edenler ve kendisi büyük sıkıntılar yaşamıştı. Nihayetinde Hicret emriyle birlikte Medine yılları başlamıştı. Doğduğu, büyüdüğü topraklardan ayrılıp Yesrib’e Medine isminin verilmesine vesile olmuştu Hazreti Peygamber(s.a.v.). Aradan geçen 8 senede Müslümanlar güçlenmiş, çevredeki yahudi kabilelerini de kontrol altına almıştı. Ancak Müslümanların içinde bir yara vardı. O yaranın adı Mekke’ydi. Yeryüzünün en şerefli, en faziletli binası Kabe, Mekke’deydi ve tevhid inancından uzak yaşayan, hatta bu inancı var güçleriyle ortadan kaldırmaya müşriklerin elindeydi. Yapılış gayesinin aksine, içi putlarla dolu kurtarılacağı günü bekliyordu Beytullah. Müşriklerin yegâne kalesi olan Mekke artık fethedilmişti. İslamiyet bununla büyük bir kuvvet kazanmış, Müslümanlar da dinlerini istediği gibi, istedikleri yerde yaşama hürriyetini elde etmişti. Bugünkü sayfamızda Mekke’nin Fethi’ni anlatma gayreti gösterdik. Putların kırılışının yıldönümü, kan ağlayan günümüz Müslümanlarının da kurtuluşuna vesile olur inşaallah.

MEKKE’NİN FETHİ
Kısa bir zaman önce imza edilen Hudeybiye Antlaşması, Kureyşliler tarafından bozulmuş, sulh için arada gidip gelen heyetlerden de bir netice alınamamıştı. Savaş kaçınılmaz olmuş, nihayet Mekke’nin kurtuluşu için engel kalmamıştı. Peygamber Efendimiz (s.a.v), Mekke tarafından herhangi bir hazırlık olmaması için gerekli tedbirleri aldırdı. Kureyş müşriklerinin üzerine değil de Necid tarafıyla meşgul olmak istiyormuş intibaını vermek için de, EbûKatâde (r.a.)’yi askerî bir birlikle İzam Vadisi tarafına gönderdi. Böylece, Mekke tarafına değil de, Necid tarafına gidecekmiş tarzında haberler yayılacak ve müşrikler herhangi bir endişe duymayacakları gibi herhangi bir hazırlığa da kalkışmayacaklardı.

İKİNDİ NAMAZINDAN SONRA ORUCUNU AÇTI
Bütün hazırlıklar tamamlanmış İslam Ordusu Ramazan ayının ilk günlerinde harekete geçmişti. Medine’den çıkan 10 bin kişilik ordu, yolda katılanlarla birlikte 12 bin kişiye ulaşmıştı. Resûl-i Ekrem ve mücahitler oruçluydu. Hava oldukça sıcak, yol almak fazlasıyla yorucuydu. Dayanılacak gibi değildi. Üstelik, her an bir çarpışma çıkabilirdi. İslam ordusu, Kudeyd mevkiine gelince, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ikindi namazından sonra orucunu açtı ve ashabına da açmalarını emretti.

MEKKE ETRAFINDA 12 BİN YILDIZ
Merruzzahran vadisine gelişleri gece yarısını bulmuştu. O vakte kadar İslam Ordusu’ndan haberdar olmayan müşriklere, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gelişini muhteşem bir ateş gösterisiyle bildirdi. Mücahitlerin herbirini ateş yakması emri verilince, Mekke’nin etrafında 12 bin yıldız görüntüsü oluştu. Göz kamaştıran bu manzara Mekke’ye aydınlık, müşriklere de korku ve dehşeti verdi.

Korkup telâşa kapılan müşrikler, reisleri EbûSüfya ile birlikte birkaç kişiyi, durumu öğrenmek üzere vazifelendirdi. EbûSüfyan ile beraberindekiler, bu vazifeyi yerine getirmek üzere Mekke’den çıktı. İslam ordusu karargâhına yaklaştıkları sırada da mücahitler tarafından yakalandılar. Hz. Abbas (r.a) EbûSüfyan’ı alıp Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanına getirdi.

GİT VE KUREYŞLİLERE DE Kİ…
Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in huzurunda Allah(c.c.)’ın birliğini kabul eden Ebu Süfyan’a, ilk talimat da verilmiş oldu. Peygamber Efendimiz, Ebu Süfyan’a git ve Kureyş halkına de ki; “Kim, EbûSüfyan’ın evine girerse, emindir! Kim Kâbe’ye girer, sığınır ise, o emindir. Kim, Mescid-i Haram’a girer, sığınırsa, emindir. Kim, kapısını üzerine kapayıp evinde oturursa, ona eman verilmiştir” diye buyurdu.

MÜSLÜMAN OLUNUZ VE SELAMETE ERİNİZ!..
Ebu Süfyan, derhal Mekke’ye giderek, Müslüman olduğunu açıkladı ve ekledi: “Ey Kureyşliler! İşte, Muhammed! Karşı koyamayacağınız kadar büyük bir orduyla yanıbaşınıza gelmiş bulunuyor! Müslüman olunuz da selamete eriniz!” Akabinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sözlerini aktardı.

İSLAM ORDUSU, 4 KOLA AYRILDI
İslam ordusu, 4 kola ayrıldı. Hz. Hâlid bin Velid (r.a.)’in kumanda ettiği kol, Mekke’ye aşağı taraftan, Hz. Zübeyr bin Avvam (r.a.) Küdâ denilen mevkiden, Sa’d bin Ubâde, Seniyye tarafından ve EbûUbeyde bin Cerrâh kumandasındaki birlik de Mekke’nin üst tarafından ilerleyecekti. (Fetih ruhuna uygun olmayan bir söz eden Sa’d Bin Ubade (r.a), görevinden azledilip yerine oğlu Kays getirildi.)

DİRENİŞLE KARŞILAŞMADAN MEKKE’YE GİRDİ
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kumandanlarına şu emri verdi: Size karşı konulmadıkça, size saldırılmadıkça, hiç kimseyle çarpışmaya girmeyeceksiniz, hiç kimseyi öldürmeyeceksiniz!”

İslam Ordusu, 4 koldan Mekke’ye giriyordu. Bu kolların 3’ü herhangi bir direnişle karşılaşmamış, sadece Halit Bin Velid (r.a.)’in komutasındaki kola küçük bir taciz yaşanmıştı. O da kolay bir şekilde savuşturulmuştu.

PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.) FETİH SURESİ’Nİ OKUYORDU
Allah Resulü (s.a.v.)’nün 8 yıllık hasreti nihayete ermişti. Peygamber Efendimiz, devesi Kasvâ’nın üzerindeydi. Mübarek başında Yemen işi siyah bir sarık , sarığın bir ucunu iki omuzunun arasına Salı-vermişti. Bu haşmet ve vakar içinde mübarek beldeye giriyordu. Bir taraftan, Allah (c.c.)’ a, kendisine bu günü gösterdiğinden dolayı hamdediyor, minnet ve şükrünü arz ediyor, diğer taraftan da fethi iki sene evvel haber verip müjdeleyen Fetih Suresi’ni okuyordu. Efendimiz (s.a.v.), bu tevâzuyla Harem-i Şerif’e girdi. Müslümanlar da akın akın muazzam mâbede geliyordu.

O güne kadar Mekke’de , Hz. İbrahim (a.s.)’in tebliğ ettiği tevhid inancı unutulmuş ve Kabe’nin içi olduğu gibi etrafı da putla doldurulmuştu! Mekke’nin fethedildiği gün Peygamber Efendimiz (s.a.v) Kabe civarındaki putların bir araya toplanarak yakılmasını , yanmayacak olanların da kırılmasını emretti. Bilahare, Talha oğlu Osman’dan Kabe’nin anahtarını isteyip, “Hak geldi batıl zail oldu” ayet-i kerimesini okuyarak Kabe’nin bütün putlardan temizlenmesi işini Hz. Ömer’e verdi.

“ALLAH, BUNLARI YAPANLARI KAHRETSİN”
Hz. Ömer (r.a) Allah Rasulü (s.a.v.)’nün emrine uyarak Kabe ve etrafındaki 360 putu temizledi!. Akabinde, Peygamber Efendimiz (s.a.v) Kabe’ye girerek orada Hz. İbrahim (a.s)’le Hz. İsmail (a.s.)’in fal oku çeker bir şekilde resimlerini gördü. “Allah bunları yapanları kahretsin!” diye buyurup Al-i İmran Suresi’nin 67’nci ayet-i kerimesini okuyarak, Hz. İbrahim (a.s.)’in yahudi veya hıristiyan olmayıp, tam bir Müslüman olduğunu bildirdi. Ardında da o resimlerin de yok edilmesini emretti.

“YUSUF’UN (A.S.) KARDEŞLERİNE DEDİĞİ GİBİ…”
Bilahare, Beytullah’ta iki rekat namaz kılıp, tekbirlerle Kabe’yi dolaştı. Mescid-i Haram’a dolup kendileri hakkında verilecek hükmü bekleyen Kureyşlilere, Kabe kapısı eşiğine dikilip üç kere tekbir getirdikten sonra şu ifadelerle hitap etti:

“Hamd Allah’a yaraşır. Allah’tan başka ilah yoktur. Yalnız O vardır. O’nun eşi benzeri yoktur!.
Allah va’dini yerine getirdi. Kuluna yardım etti. Bütün düşmanlarımızı bozguna uğrattı.
Ey Kureyş cemaati!
İyi biliniz ki cahiliyye devrine ait bütün eski görenekler, övünme vesilesi olagelen her şey, kan ve mal davaları bugün ayaklarımın altında kalmış, kaldırılmış, yalnız Kabe perdekarlığı ile hacılara su dağıtma hizmeti bırakılmıştır.
Ey Kureyş cemaati!
Muhakkak ki, Allah cahiliyyet gururunu, cahiliyyet atalarıyla (soy-sopla) büyüklenmeyi sizden kaldırmıştır.
Bütün insanlar Adem’den, Adem de topraktan yaratılmıştır.
İnsanlar iki kısım; iki sınıftır. Bir kısmı mü’min ve muttakidir. Allah katında değerli ve şereflidir. Diğer kısmı ise azgındır, yaramazdır. Allah katında da değersizdir. Nitekim, yüce Allah buyurdu ki : ‘Ey insanlar biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık ve siz (övünesiniz diye değil) tanışasınız diye büyük-küçük kabilelere ayırdık. Şüphe yok ki, sizin Allah katında en şerefliniz, Allah’tan en çok sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilen her şeyden haberdar olandır.'(Hucurat Suresi)”

Resûl-i ekrem efendimiz (s.a.v.) Bu hitabesinden sonra, “Ey Kureyş topluluğu! Şimdi hakkınızda benim ne yapacağımı tahmin edersiniz?” diye sordu. Kureyş topluluğu, “Sen, kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin! Kerem ve iyilik sahibi bir kardeş oğlusun! Ancak bize hayır ve iyilik yapacağına inanırız” dediler. Bunun üzerine Resûl-i Kibriya Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Benim halimle sizin haliniz, Yusuf’un (a.s.) kardeşlerine dediğinin tıpkısı olacaktır. Yusuf’un (a.s.) kardeşlerine dediği gibi ben de diyorum: ‘Size bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yok! Allah, sizi bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir!’(Yusuf, 92). Gidiniz, sizler serbestsiniz!”

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal