Dağ Yüreğini Sarmış Bulutlar

Dağ Yüreğini Sarmış Bulutlar

İnanmak ve ümit etmek gerekir; ateş ısıttığında dağılır belki o bembeyaz bulutlar diye. Sebebi olur minik bir ateş kim bilir, koca dağların başını sarmış dumanı dağıtmasına.

Dağ Yüreğini Sarmış Bulutlar

burnumun ucunda karanlık!

birazdan içimden geçecek,

içimden geçenleri bilecek…

……

Ne güzel bir fotoğraf bu, ne güzel anlatmış içini, içindekileri… Ben de sana anlatayım ister misin içinde neler gördüklerimi…

Uzakmış sanki yeşiller ama elini uzatsan tutacakmışsın gibi… Bir sis bulutu kaplamış o kocaman dağ yüreğini.. Haydi ısıt ve dağılsın o sis bulutları.

Evet karanlık çökmek üzere yerin yüzüne ama aydınlık için bir kibrit çöpü çakmak yeterli yerini hiç değiştirmediğin önündeki idareye. Bakma lambanın camı puslu ve kirli, sanma aydınlatmaz etrafındakileri. Sabırsızlanıyor gibi sanki, sebebin olmayı bekliyor gibi. Bir çaksan kibriti, neler çıkacak ışığından bir görsen.. Değmez mi denemeye, zaten o ışık değil mi içini ısıtacak olan ve sana en güzel hayalleri kurduran. O hayaller ki belki de kimsenin bilmediği ve görmediği yerde saklanırlar. Ulaşılmazdırlar da hani.. Niye bekliyorsun simsiyah bir geceyi?

Sana desem ki arkanı dön ve etrafına bak, belki odanda dolaşmış bir yabancıya ait olmayan ayak izlerine rastlarsın, kim bilir? Elini uzatsan kitabını almak için bir dolabın kapağına, belki daha önce açılmış olduğuna dair parmak izlerini de göreceksin, kim bilir? Bir kahve fincanında ya da yağan bir yağmurda.. Bir ağacın altında ya da bir gölün kenarında. Hazan olmuş yaprakta ya da sıcak bir su buharında. Belki yerin yüzüne çökecek olan gecenin siyahında bulacaksın aradığın şeyi..

Kaldır gökyüzüne başını ve tüm gücünle yakar!.. Hatta bağırarak yakar!.. Duyulacaktır sesin; sesindeki pişmanlık, acı, hasret ve hatta o yakarıştaki müzik! Hepsi duyulacaktır meraklanma. Hiç bir tını yok ki kaybolsun boşlukta.

Bir müzik belki, belki bir dans o dağların etrafında dönen sis bulutları için. İnanmak ve ümit etmek gerekir; ateş ısıttığında dağılır belki o bembeyaz bulutlar diye. Sebebi olur minik bir ateş kim bilir, koca dağların başını sarmış dumanı dağıtmasına.

Hayal mi yoksa gerçekten bir kayboluş mu yaşananlar diye düşünmeliyiz belki de. Sebebin yok sanma, kibriti çakman yeterli.. Çaktığı an önce ellerini ısıtacak, sonra yüreğine ateş salacak.. Sonra bir güç var ki göğsünü açıp ferahlatacak. Umudumuz olacak.

Korkuyorsun değil mi, bir kibrit çöpünün minicik alevinden bile korkuyor insan değil mi? Ya sonrası? İnsan düşününce bile içi titriyor!..

Ateşi yakmak için yürümeli belki, simsiyah ve uzun bir yol bu. Yürümek; zafer kazanmak için aşkla, koca bir yürekle yürümek.. Soğuk da olsa, kırılmak da olsa sonunda, aşkla yürümek… Bir gün kazanacağını umarak ve o kocaman yüreğinde hissederek yürümek. Umudu hiç yitirmeden yürüyebilmek.. İşte zafer için ancak böyle bir umut gerek. O’nun rahmetinden başka rahmet mi var ki umudumuz için? Bağışlayan ve Esirgeyen’e sığınmak tek çare.

Dağlar kadar yüce ve bir o kadar da sevgi dolu kalplere selam olsun. Selam olsun sebebi olabilenlere, ümidini yitirmeyenlere, ateşini yere düşürmeyenlere…

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal

1 Yorum

  • Adatepeli
    22 Aralık 2017, 20:29

    Yeniden Bismillah…

    "Dağlar kadar yüce ve bir o kadar da sevgi dolu kalplere selam olsun. Selam olsun sebebi olabilenlere, ümidini yitirmeyenlere, ateşini yere düşürmeyenlere…"

    Yanıtla