Eşeğin Gölgesi

Eşeğin Gölgesi

Günümüz insanının ilgi alanları oldukça farklılaştı. Artık insanlar eşeğin gölgesini merak ettikleri benzeri o kadar çok şeye ilgi duyup o şeyler ile meşgul oluyorlar ki sıra bir türlü İslam adına yapmaları gereken yükümlülüklere gelmiyor.

“Meşhur Yunanlı Hatip Demosthenes, bir gün Atina’da ki bir toplantıda konuşmak için kürsüye çıktığında, ahali aralarında konuşmayı bırakıp gürültüyü kesmedi. Bunun üzerine Demosthenes halka hitaben şöyle dedi: “Size yalnızca iki cümlecik söyleyeceğim.” Sözünü tamamlar tamamlamaz da, bir fıkra anlatmaya başladı: “Vaktiyle bir Atinalı bir yere gitmek için bir eşek kiralamış. Eşeğini kiraya veren adam da aynı yere gideceği için beraberce yola koyulmuşlar. Tam yarı yola geldiklerinde bir sıcak basmış. Dinlenmek için mola vermek zorunda kalmışlar. Fakat ortalıkta hiç gölgelik bir yer yokmuş. Eşeğin asıl sahibi hemen eşeğin gölgesine sığınmış. Bunu gören öteki adam hiddetlenmiş:

‘Oraya oturmak benim hakkım’ demiş.

‘Niçin?’

‘Çünkü eşeğini kiraladım ben!…’

‘Ama ben eşeğin gölgesini kiraya vermedim ki!’

Derken aralarında muazzam bir kavga çıkmış…”

Demostenes, sözün burasına gelince, hemen kürsüden indi. Halkın: “Sonra ne olmuş, anlatsana” diye bağırması üzerine, tekrar kürsüye çıktı: “Ey ahali,” dedi. “Sizin iyiliğiniz için bir lâf edeyim dedim, dinlemediniz. Ama bir eşeğin gölgesini nasıl da merak ediyorsunuz…”

Hikâye böyle. Artık bir eşeğin gölgesi hakikatin üzerine bir karanlık gibi çöküyor. Eşeğin gölgesini merak edenler başka bir şey dinlemek istemiyor. ” (alişeriati.com)

Günümüz insanının ilgi alanları oldukça farklılaştı. Artık insanlar eşeğin gölgesini merak ettikleri benzeri o kadar çok şeye ilgi duyup o şeyler ile meşgul oluyorlar ki sıra bir türlü İslam adına yapmaları gereken yükümlülüklere gelmiyor. Evet, eşeğin gölgesini merak edenler artık başka bir şey dinlemek istemiyorlar. Konuşulan şeyler ile merak edilip yapılan şeyler arasında çok fazla uçurumlar var. İslam’ın dilini konuşuyor fakat İslam’ın yapmamızı istediği şeyleri yapmıyoruz. İş böyle olunca da televizyonlarımız vasıtası ile evlerimize davet ettiğimiz batılı hayat anlayışını bilinçaltımıza yerleştiriyoruz.

İnsanlar çok tuhaf mahlûklar, zengin kimselerin yaşam tarzlarını ne de çok merak ediyorlar. Bu merak diziler aracılığı ile öyle bir hal alıyor ki kimse başka bir şey düşünemez hale geliyor. Bu tarz şeylerden etkilenmiş Müslümanlara! da artık Allah’ın haram ve helallerinin net çizgilerini anlatamıyorsunuz. Ne yazık ki hakikatin üzeri böyle boş anlamsız meseleler ile örtülüp gidiyor. İnsanlar merak uyandıran böylesi şeyler dışında bir şey dinlemek istemiyorlar. Allah’ın kelamı onları çokta fazla sıkıyor, rahatsızlık veriyor. Vahiyle, Rablerinin sözleri ile karşı karşıya gelmemek için kulaklarını elleri ile tıkamayı tercih ediyorlar. Onlar için içinde İslam’ın geçtiği sözler hep şimdi sırası olmayan sözler olarak görüyor.

Peki sonuç ne? ”Kendini geliştirme temrinleriyle bunalımlarını yenmeye çalışan robotlar ordusu ortalığı doldurmuş durumda. Bunlara da uzmanlar lazım. Uzmanlıklar hayatımızın yegâne ölçüsü olarak idame edilmeye çalışılıyor. Uzmanların söyledikleri birer ayettir artık. Oysa bu hokkabazların yapmak istedikleri şey bizleri birilerinin ahlaksız düşlerinin objesi yapmaktan başka bir şey değil. Uzmanlık devlet destekli devasa bir dolandırıcılıktır. Ulusallık toprak gangsterliğinin ilahlaştırılması olarak karşımızda. Milli sınırlar içinde yahut yeryüzünde bir santimetrekare toprak parçası bile polissiz ve vergisiz kalmamalıdır. Medya yaşam anlarımızı kutlamaya davet ediyor bizi. Psişik bir göçebelik ve köksüz bir kozmopolitanlık içerisinde bizler kutlamalarla hayatımıza renk katmalıyız! Ne kadar hoş! Cellâtlarına özenen köleler, karşılarında duran yağlı ilmeklerini gülerek, eğlenerek seyretsinler, son anlarını neşe içinde geçirsinler.” (Dr. Mustafa YILMAZ)

İşte hal böyle olunca başımıza isimlerinin önüne laiklerin verdiği unvanları olan kimselerin sözlerini dinleme zorunluluğu geldi. Hayatımızı ilgilendiren hemen her konuda konu uzmanlarımız var. Tabi bu din konusu içinde geçerli. İnsanlar din konusunda söylenen sözlerin doğrulu için isimler önünde etiketler arıyorlar. Konuyu bu konunun uzmanından dinlemek istiyorlar. Hiç kimse bu kimselerin neler yaptıkları, kimleri dostlar edindikleri ile ilgili değiller. Söyledikleri sözler ile yaptıkları ya da yapmamızı istedikleri şeylerin çoğu zaman birer uydurma sözler olduklarından habersizler. Çünkü bu kimselerin söyledikleri şeyler ayet gibi algılanıyor ve doğrululuklarından şüphe duyulmuyor.

Bence uzmanlarımızın söyledikleri şeyler ayet olmasın artık. Hiç kimsenin ahlaksız düşlerinin birer objesi de olmayalım. Bizleri kültürel yabancılaşmaya götüren tuzaklardan uzak duralım. Eşeğin gölgesini merak etme hafifliğindeki ilgilerimiz artık son bulsun. Önümüze sunulan şeylerin arka planında yatan şeyleri de görmeye çalışalım. Umulur ki bu bizleri başkalarının düşleri olmaktan kurtarır. Arkası olmaya hiçbir eylemsel yönü bulunmayan sözleri de artık sarf etmekten kaçınalım. Bu tarz bizleri aşan sözleri söylememizin İslam adına bizlere hiçbir faydası bulunmamaktadır.

Şunu artık görüyoruz ki; İnsanlar Kur’an’ı kutsal metinler olarak algıladıkları için ne dediği ile ilgilenmiyorlar. Bilenlerimiz ise onu hep arapça metinler ile birlikte sunarak bu bilinmezliğin sürdürülmesine katkıda bulunuyorlar. İslam’ın bu çağa mesajı ne? bunu anlatanımız bunu dinleyenimiz maalesef yok. İslam ne vaat ediyor, İslam’ın ekonomik anlayışı ne? Kadına bakışı ne? evrensel değerlere bakışı ne? teröre bakışı ne? vatan kavramına ne anlam yüklüyor? Yoksula işçiye ne vaat ediyor, emek diyince ne anlatıyor? Bu toplum için nasıl kurallar belirliyor? İktidar talebi var mı? Tüm bunların en azından bir parti tüzüğü kadar bu toplumun anlayacağı dilden yazıya dökülmesi anlatılması gerekiyor ki insanların kafalarında bir başka hayal bir başka yöntem var olabilsin.

Şuan ki halimiz ortada görünür bir şekil almış. Maalesef çok iyi şeyler söyleyemiyoruz.. Çok fazla eleştiri yapacak durumda da değiliz. Çünkü seslerimiz bir değil. Ve hali ile güçlü değil. Sesimizi şuan hiç kimse duymaz. Tekrardan inşa süreçleri ve birbirlerimizi anlama dönemlerine geri çekilmeliyiz. Ama’lı muğlak ifadelerden ve karşılığı ve eylemliliği bulunmayan sözlerden uzak durarak sağlam zeminler oluşturmalıyız. Bakalım böylesi kaç yol arkadaşı bulabileceğiz. Belki de böylelikle başkalarının yaptıkları şeyleri konuşuyor olmaktan uzaklaşır. Bizler neler yapıyoruz? Neler yapabiliriz? sorusunun gündemini yakalayabiliriz. Ya da eşeğin gölgesi hafifliğinde ki sözlerimize, konuşmalarımıza devam ederiz.

Selam ve dua ile…

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal