Hiçlik İçerisinde Kaybolmak

Aziz İslam’ı, kendi parçasından ibaret sayan herkes egomanyaktır. Kapsayıcı/kuşatıcı ilkeler üzerinde, bir bütünlük sağlanamadığı takdirde, günümüzde toplumlarımızda yaşandığı üzere parçalanmışlıklar sorun olmaktan çıkar.

Günümüz dünyasında toplumlar kimi zaman ideolojik, kimi zaman ulus-devlet’çi, kimi zaman mezhepçi kurgulara, çarpıtmalara dayalı hikayeler aracılığıyla yönlendiriliyor, yönetilebiliyor. Kitleler, ihtiyaç duyulduğunda, iktidar aygıtları tarafından, çok ucuz, çok bayağı, çok bencil ve çıkarcı karşıtlıklar çerçevesi içerisinde konumlandırılabiliyor. Toplumlarımızda, politik iklimi de, dini iklimi de pragmatik ve duygusal eğilimler belirliyor.

Dolaylı yollardan bilgilenen, tek yanlı olarak bilgilenen ve olayları hiçbir zaman bütün boyutlarıyla anlayamayan seyirciler, iktidarların politik perspektifleri doğrultusunda, olayların nedenlerini araştırmaksızın, kendi tek yanlılıklarını ya da benciliklerini meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Sorgulanmayan tek yanlılıklar, bencillikler ve çıkarcılıklar bir süre sonra normal durumlar olarak gündem oluşturabiliyor.

Farklı yorumlarla, farklı unsurlarla ilişki/iletişim ve dayanışmaya imkan vermeyen patolojik her yaklaşım kendi çevresini bir toplama kampında yaşıyormuşcasına her şeyden, farklı anlamlardan, farklı iyiliklerden tecrit edebiliyor. Farklı yorumları, değerlendirmeleri, gözlemleri, çözümlemeleri dışlayarak, kendi yorumunu, gözlem ve çözümlemelerini dayatan her unsur, bunu yaparken, kendini yalnızlaştırdığını, itibarsızlaştırdığını görmüyor, anlamıyor.

Tek yanlılığa, bencilliğe, fanatizme kapanmanın bir hiçlik içerisinde kaybolmak anlamına gelebileceği hiç düşünülmüyor. Kendi bencillikleriyle, kibirleriyle büyülenenler, mutlu hiçlikler içerisinde yaşamaya devam edebiliyor. Tek yanlı ve bencil bir dilin çok büyük boşluklar ve belirsizliklerle malûl bulunduğunu, böyle bir dilin insanları nevrozlu davranışlara sevk edebileceğini anlamıyor, anlamakta güçlük çekiyoruz.

Parçaların bencilliğini, parçaların kibrini meşrulaştırmak, parçaların yorum ve yaklaşımlarından mutlu olmak ilkelliklerinden mutlu olmak gibidir. Bütün “demokrasilerde” büyük sayıların ilgisine mazhar olan pek çok politik liderin, hiçbir biçimde ahlaki ilgiyi hak etmedikleri bilinen bir gerçektir. Bütünü inşa etme yeteneğine, ahlakına, bilincine, bütüne ilişkin sorumluluk duygularına
sahip olmayanlar parçalarla oyalanırlar.

İslam’ın bütüncül kimliğine yabancılaşmayan Müslümanların birleştirici, kapsayıcı ilkeler üzerinde yoğunlaşmaları gerekir. Aziz İslam’ı, kendi parçasından ibaret sayan herkes egomanyaktır. Kapsayıcı/kuşatıcı ilkeler üzerinde, bir bütünlük sağlanamadığı takdirde, günümüzde toplumlarımızda yaşandığı üzere parçalanmışlıklar sorun olmaktan çıkar.

Bugünün tarihini biz Müslümanlar yapmadığımız için, tarihi yapanların yaptıkları üzerinde tartışıyor, yaşıyor, konuşuyor, spekülasyonlar yapıyoruz. Tarihi yapanlar emperyal-küresel yeni gerçekliğe uyum sağlamamızı, bu gerçeklikle uzlaşmamızı istiyor. Tarihsel oyunlara gereği gibi nüfuz edemediğimiz için, tarihsel kötülüklere maruz kalıyor, tarihsel gelişmeleri, tarihin sahipleri nasıl yorumlamamızı istiyorsa öyle yorumluyoruz.

Emperyal-küresel yeni gerçeklik doğrultusunda, Müslümanlar birbirleriyle çatıştırılabiliyor. İran’ı ve Şiiliği kendi bölgesinde etkisiz hale getirmek isteyen, kontrol etmek isteyen yeni küresel-emperyal gerçeklik, Türkiye ve Suudi Arabistan aracılığıyla yürüttüğü çalışmalarla, Suriye’de de takip edilebileceği üzere, aşırı Selefi-Harici unsurları güçlendiriyor, bu kesimlere meşruiyet kazandırıyor. Kendi yorumlarını paylaşmayan Müslümanlara karşı soykırım uygulayan tarihsel bir sapma/inhiraf, kendisini Şiiliğe karşı konumlandırdığı için, eleştiriden/muhalefetten muaf tutulabiliyor. İçerisinde yaşadığımız dünya/tarih/bölge, olaylar hakkında, tek yanlı, tek boyutlu, kapsamlı ve kuşatıcı olmayan bilgilere sahip olmamız, tek yanlı bilgilerden hareketle gerçekleri savunmak yerine, yalanları savunuyor olmamız utanç vericidir.

Emperyal-küresel yeni gerçeklik, kolektif kimlik ve kültür mekanı olan bir ülkeyi daha {bu defa Suriye’yi} vekalet savaşları yoluyla, bütün zenginlikleriyle birlikte bir harabeye çevirdi. Emperyal-küresel yeni gerçeklik, yalnızca bir ülkeyi harabeye çevirmekle kalmadı, aynı zamanda Müslüman zihinleri/gönülleri/vicdanları, zihinsel/vicdani bir irade oluşturmayacak şekilde allak bullak etti. Günümüzde, özellikle Ortadoğu bölgesinde Müslümanlar arasında kötürümleştirici karşıtlıklar ne yazık ki derinleşiyor.

Duygusal tercihler, bencil tercihler, kibirli tercihler, çıkara dayalı tercihler, ahlaki değerlendirmelere, ahlaki temellendirmelere ihtiyaç duymazlar. Çıkara dayalı, duygusallıklara dayalı yaklaşımlar, konumlanmalar, tutum ve tavırlar bilinçli bilgiye de ihtiyaç duymazlar. Bilinçli bilgiye ihtiyaç duymamak sorumsuzlukla, keyfilikle, umursamazlıkla yakından ilgilidir. Çıkara, bencilliklere dayalı bir dilin, söylemin, politikanın, insanlığın/dünyanın/toplumun bilincine hiçbir zaman, hiçbir şekilde olumlu bir katkısı olduğu görülmemiş, duyulmamıştır. Her şeyi yerli yerine koyan adalet duygusundan uzaklaştığımız için, ahlaki kirliliklerden rahatsızlık duymuyoruz.

İktibas, Eylül 2015, sayı 441

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal