Uzlaşmacı Akıldan Kurtulup, Devrimci Bir Bilinci Kuşanmalıyız

Uzlaşmacı Akıldan Kurtulup, Devrimci Bir Bilinci Kuşanmalıyız

Nerede olursa olsun, hangi gerekçeyle olursa olsun emperyal sistemle, bu sistemin yapılarıyla uzlaşmayı/bütünleşmeyi seçmek, rahatlığı/konformizmi-köleliği seçmek anlamı taşır.

Müessif bir sapma

Emperyal düzene, söyleme, kavram ve kurumlara, ideolojilere, kurulu düzenlere, statükolara eklemlenmek/katılmak/katlanmak, emperyal düzenin hizmetine girmek, bu sistemle bütünleşmek, sistemle ilgili eleştirel düşünceyi, tavrı, konumu reddetmek; söyleyecek farklı/anlamlı sözleri olmayanların işidir. Söyleyecekleri farklı sözleri olmayan, bağımsız bir dil/söylem ve eylem bilincine sahip olmayanlar emperyal düzene, bu düzenin kavram ve kurumlarına ‘hoşgörü’ ile yaklaşırlar. Egemen emperyal düzenin himayesi altında hizmet vermek isteyenler önce egemen emperyal düzeni meşrulaştırabilecek, keyfi-çıkarcı-tekelci bir dil oluştururlar.

Nerede olursa olsun, hangi gerekçeyle olursa olsun emperyal sistemle, bu sistemin yapılarıyla uzlaşmayı/bütünleşmeyi seçmek, rahatlığı/konformizmi-köleliği seçmek anlamı taşır. Histerikler efendisiz yapamazlar, efendinin söylemini reddetmek, devrimci bir ahlakı, devrimci bir bilinci ve ufku zorunlu kılar. Uzlaşmayı, konformizmi, bağımlılığı tercih etmemek; risk almayı, mücadele etmeyi tercih etmek, rahatsız olmayı tercih etmek demektir. Rahatlığı seçmek, zorlu durumlardan, zorlu çabalardan, zorlu sorumluluklardan kaçmak demektir.

AVRUPA MERKEZCİ YAKLAŞIM

Müslümanların da insanlığa, tarihe, dünyaya, siyasete, bilgeliğe, bilgiye dair söyleyecek çok sözleri olduğunu ilan edebilmek için, devrimci/muhalif/direnişçi bir yaklaşıma, rahatsız edici bir bilince ihtiyaç vardır. İnsani/ahlaki yasaları/sınırları hiçbir şekilde umursamayan, modern-seküler-liberal dil’i reddettiğimizde, özgürlüklerden söz etme hakkına sahip olabiliriz. Edilgenliği bir yöntem olarak kabul edenler, uzlaşıyı bir yöntem olarak kabul edenler, her tür tahakküm politikasını da kabul etmiş olurlar.

Müslümanlar olarak maruz bırakıldığımız felaketler, aşağılanmalar, yıkımlar/kıyımlar, acılar, sürgünler, içerisinde yaşadığımız kurşun gibi ağır günler/aylar/dönemler etrafında, hemen şimdi eleştirel bir bilanço hazırlamak durumundayız.

Avrupa merkezci tarih-kültür-uygarlık yaklaşımı, Avrupa dışı dünyayı, tarih/kültür/uygarlıktan yoksun, sömürgeleştirilmeye elverişli bir dünya olarak görüyor. Avrupa merkezci dil/tarih/kültür/uygarlık yaklaşımıyla uzlaşmak, Avrupa merkezli önyargılı-ırkçı-ideolojik iddiaları onaylamak, kabul etmek, dilsiz/tarihsiz/kültürsüz yaşamayı kabul etmektir. Bu iddiaları kabul etmek İslami umutlara veda etmek, İslam’ı yalnızca bir araştırma nesnesi konumuna mahkum etmekten farksızdır.

İLETİŞİM ANALİTİK YETENEKLERİ YOK OLUNCA

İslami arayışlar/oluşumlar/hareketlilikler söz konusu olduğunda, İslami bir varoluş mücadelesi söz konusu olduğunda, fosilleşmiş bütün ideolojiler, ideolojik önyargılar, bağnazlıklar yenilenmiş olarak geri dönüyor, politik sahnede yerlerini alıyor. Bizler, Müslümanlar olarak, içsel/yapısal bir bozulma, çürüme, yabancılaşma yaşamamış olsaydık, kapitalist-seküler liberal kültür her topluma, toplumlarımıza kendilerini kolaylıkla kabul ettiremeyecekti. Yine içsel/yapısal bütünlüğümüz paramparça olmamış olsaydı, silahlı bir yüzyılın, silahlı bir tarihin, silahlı bir siyasetin karşısında, sefil ve zelil varoluşlara sürüklenmeyecektik.

Siyasal öncesi bir döneme kapatılmış İslam algısı sebebiyle, ne toplumsal yapıları, ne de hayat tarzlarını dönüştüremiyoruz. Bu nedenlerdir ki, Avrupa merkezci ufkun ve kültürün sınırlarına mahkûm olarak yaşamaya devam edebiliyoruz. Seküler-liberal değer sistemi, kültürel referanslar ve hayat tarzları dikkate alındığında yirminci yüzyılın devam ettiğini görüyoruz. Toprak merkezli olmayan bir egemenlik sistemi, iletişim ağları yoluyla, ideolojik dil/söylem aracılığıyla bütün toplumlar üzerindeki denetimini sürdürüyor.

Sözünü ettiğimiz denetim sebebiyle özellikle genç kuşaklar, analitik düşünme yeteneklerini yitiriyor, kendi düşüncelerini geliştirme yolunda her hangi bir sorumluluk almak istemiyor. Günümüz dünyasında hayatın her alanında anlam/kimlik krizi derinleşerek büyüyor. Seküler akıl, anlam/değer/bilgelik sistemi inşa edemediği için; yararcı, çıkarcı, bireyci, bencil ideolojiler belirleyici hale geliyor. İslam dünyası toplumlarında yaşanan tevhidin, bilincin, ümmet bilincinin tarihsel çöküşü sebebiyle, hayatı/toplumu/tarihi tanımlama iradesini kaybetmiş, akla ihtiyaç duymayan, dondurulmuş bir ‘din’ algısı yalnızca bir folklor olarak, kültür olarak gündemdedir.

KÖTÜNÜN EN KÖTÜSÜ

Etnik ve mezhepçi ufuklar/yaklaşımlar sebebiyle, İslam birleştirici işlevini yitirmiştir. Bugünün aklı sekülerleşme biçiminde ilerleyen çıkarcı/pragmatik bir akıldır. Yararcılığın bir hayat tarzına dönüştüğü günümüzde, hizmet-cemaat akımları bile aziz İslam’ı, İslam’ın aziz peygamberini bir çıkar aracına dönüştürmüştür. Yeni icat edilen bir peygamber tanımı, cemaat/hizmet çıkarları için propaganda nesnesi olarak pervasızca kullanılmakta, pazarlanabilmektedir. İslam tarihi boyunca, hiçbir dönemde, hiçbir yerde böyle, müessif bir sapma görülmemiş, yaşanmamıştır.

Sözünü ettiğimiz müessif sapma, İslami dünya görüşünü, hayat/toplum/siyaset tarzını içermiyor, özel bir dil/söylem/retorik ve etkinlik biçimi oluşturuyor, İslam ve Müslümanlar üzerinde mülkiyet iddiasında bulunan çok tuhaf bir bileşim oluşturmaya çalışıyor. Geçmişte Nurculuk kötünün iyisi ile uzlaşmayı temsil eden bir yaklaşım oluşturmuştu, bugün, Neo-nurculuk kötünün en kötüsü ile uzlaşan, kötünün en kötüsüne karşı ‘hoşgörü’ besleyen yeni bir yaklaşım/gelenek oluşturdu.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal

2 Yorum

  • Fatma Ceren
    3 Ocak 2018, 09:00

    Devrim! En sevdiğim kelime..

    Devrim yapabilmek bir kabiliyettir ve ancak üst kimliği gelişmiş kişilerin harcıdır. Önce sağlıklı birey ve bu bireylerden oluşan sağlıklı bir topluluk lazım. Ki topluma verilecek rahatsızlık da üst düzey ve karşı konulmaz olsun. Şu pek meşhur "Sizi rahatsız etmeye geldim" öğretisi, üst düzeyinden koparıldığından beri; kötü bir kokunun verdiği rahatsızlıkla özdeşleşti. Halbuki kast olunan toplumun henüz karşılaşmadığı hoş bir kokuyla rahatsızlık verilebilmesiydi..

    Daha çok pratiğe ve pratik düzeyde anlatımlara gelişimlere ihtiyacımız var.

    Yanıtla
    • ersin ertuğrul@Fatma Ceren
      30 Mayıs 2018, 10:20

      Sn. Ceren’in tespit, tenkid ve bir nevi teklifine katılmamak elde değil. Kelimeleri doğru bir şekilde yerine koymak icap eder. O vakit tüm sahtelikler ilga olur, gerçeklik kendini gösterir. Bu itibarla değerli bir tespitti. Artması ümidiyle…

      Yanıtla