Kandiller

Kandiller

Bununla geçinilip gidiliyor! Bize de tekraren ‘Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak!’, ‘Nereye gidiyorsunuz/Bu gidişat nereye!?’ demek düşüyor!

‘Kandillere katran döktü geceler’ mısrası, bir nevi son söz olarak meramımızı ifadeye yetebilirdi! Şöyle ki; zaten insanımızın bilgi ile, hele vahyî bilgi ile ilgisi yok, bilgiye dayansın dayanmasın bilinci kifayetsiz, bir de ‘kaş yapayım’, iyilik olsun, Allah’a yaklaştırsın diyerek, geleneksel ve modern hurafelere sarılması ancak bu sözle ifade olunabilirdi özet olarak! Zan üstüne kuruntu!

Karanlıklarımızı aydınlatsın, zulümattan nura çıkarsın için, vahyin yaktığı ışık; sözüm ona daha fazla ışık saçsın/tükenmesin(!) koruma adına etrafı sarıp sarmalanmış, ışığın önüne ardına, üstüne altına çapullar bağlanıp, zaten şaşı olan gözler kendi elleri ile kör/ışıksız kılınır olmuş! Işığa gölge yapılır, ışık yerine geçici şimşek ışığı benzeri ziyasız kırpıntılara dikkat yöneltilir olmuş! Asıl değer dururken; zerresi dahi olamayacak yapay ve is kaynağı olmaktan öte geçmeyen, tükenen, tükenirken etrafındakileri de tüketen değersize yönelmek!

Güneş dururken, aya dikkat kesilmek! ‘Didei huffaşın ziyadan rahatsız olması’ ile direk alakalı olmamakla beraber sonuçta aynı kapıya çıkan; neon ışıklarına ve havai fişek parıltılarına aldanarak, elinin altındaki nur kaynağına kör ve sağır kesilmek!

‘Bu defa bu konuda yazmayacağım!’ diye düşünürken, hele Hikmet’in hikmetle yazdığını da görünce iyice vazgeçmişken, mesaj trafiği beni bu yazıya sevk etti! ‘Tekrarda hayır vardır!’ anlamında, belki fayda verir diye çalaklavye oturduk aklımıza/notlarımıza düşenleri paylaşalım istedik!

‘Mevlid kandili’ ihya edileyim denirken; idrakten, anlamdan yoksun bir şekilde, tam aksine, peygamberin misyonu, vahyin ışığında dünyaya verdiği renk, şahitliği, mücadelesi, Kur’anın gölgesinde ahlaka dönüşmüş sahih sünneti değersizleştirilip sıradanlaştırılarak, farklı mecralara çekilerek ölü mesabesine indirgeniyor adeta! Adet deyip geçebilsek -ki bu dahi muhal olabilir- belki, ama ‘ibadet’ kavramını dahi düşünmekten, idrakten yoksun ahali, bir ibadet formunda, hayatının dününe ve bugününe bakmadan, hele yarınını hiç hesaba katmadan, kısa yoldan; üç beş (binlerce!) salavatla günü/durumu/geçmiş ve geleceği kurtarmanın hesabında! ‘Salat’ etmenin ‘yardım etmek, destek olmak, omuz vermek, el atmak, sürece katılmak, sorumluluk almak..’ anlamlarına hiç bakmadan sadece, ‘selamlara’ eklenip geçiliyor! Bununla geçinilip gidiliyor! Bize de tekraren ‘Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak!’, ‘Nereye gidiyorsunuz/Bu gidişat nereye!?’ demek düşüyor!

Mesaj trafiği denilmişken; Malatya ekolü üstatlarımızdan mülhem gelen mesajlara, altını üstünü doldurmaya çalışarak ‘Sizin de florasanınız kutlu olsun!’ diye dönüyoruz, anlayan yok! ‘İslam özel günlere mahsus bir din değildir. Kulluk ibadet tüm hayatı kapsar. Bu özel gün algısından kurtulup peygamberimizi doğru anlamak için Kur’an rehberimiz olsun!’ anlamındaki mesajlarımıza ‘Sizin de kandiliniz mübarek olsun!’ ve bir sürü süslü cümle ile daha önce o konuda da defaatle doğrular aktarılmış iken ‘.. şefaatçiniz olsun!’ anlamında cevaplar alınca, hele bu mesajların ekserisi imam ve eğitimci çevrelerden gelince siz olsanız ne der, ne yaparsınız?! ‘Ört ki ölem’! Bu hamur daha çok su kaldıracak anlaşılan!

Bir kere bu gün, doğumu anlamında peygamber efendimizin bedenen dünyaya teşriflerinin anılmasıdır! Asıl öne çıkarılacak olan; O’nun vahiyle kırkıncı yaşında, gerçeklerle buluşarak gerçek doğuşu, Hira’daki vahiyle buluşması değil midir? O doğuşun farkına varmayanların ‘mevlid kandili’ beklentisi ne ola ki? Milad’tan (İsa peygamberin doğumu) mütevellid bir peygamber yarıştırması mıdır, türedi bir ibadet yakıştırması mıdır bu? Anmak ne, anlamak ne? Âkif’lerin, İskilipli’lerin, Özkan’ların ‘anlamak’ eksenli anılmalarının sürdüğü şu günlerde, hangi aklıselim peygamber efendimizin anılmasına karşı çıkabilir? Dememiz odur ki, çölde serap gibi bir vaha beklentisi içine kendi tahayyüllerimizle/zanlarımızla beyhude girmeyelim! Emeklerimizin boşa gitmesini istemiyorsak, hoşa gitmese de/nefse ağır gelse de Allah’ı razı edecek, ahireti öne çıkaracak, peygamberimizin şeklini ve şemailini değil misyonunu, azmini, kararlılığını, Kur’an kaynaklı hayatını ve ahlakını, kişiliğini, mücadelesini, metodunu örnek almak zorundayız!

Rol modelleri belirlemek kolaydır da, bu kolaylığı zahmete katlanmaksızın günümüzde gerçekleştirmek, güncelleştirmek, gündemleştirmek hiç de o kadar kolay değildir! Anılar ve anmalar! Menkıbeler ve rivayetler! ‘Alemlerin yüzü suyu hürmetine..’ benzeri ve ‘şekil ve şemaili’ ilgili rivayetler, doğumundaki mucizelerle ilgili menkıbeler, şefaati ve gayb bilgisi’ gibi Kur’andan onay alamayacak anlatılar, yücelteceğim derken ulaşılmaz kılıp uçurmalar, ‘peygamber, Hz. Muhammed’ benzeri ifadeleri O’nu sıradanlaştırıyor diye tel’in ederken O’nu ve misyonunu, Kur’anı anlaşılmaz kılıp, hayatın içinden koparmalar… Ne diyelim, hangi birini tashih edelim?!

‘İlkin, bu anlamdan uzak anmaların bugün kimlerin işine geldiğine, kimlerin ekmeğine yağ sürdüğüne bakalım!’ ne dersiniz?

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal