Tevazu sahibi olmak diye bir şey vardı eskiden

Tevazu sahibi olmak diye bir şey vardı eskiden

Daha önce de dediğim gibi istenen şey şu mu bizden; her düşünce ortaya koyan ve bunu kitaplaştıran, bir dolu makaleyle sürekli gündemde tutanların sorgusuz sualsiz peşinden mi gitsin insanlar?

“Ben hiç bir kimseyi kendime çağırmıyorum.

Benim Cennetim de yok,Cehennemim de..

Cennet de Allahın Cehennem de..

Eğer ben seni kendime çağırıyorsam, bil ki Cehenneme çağırıyorum..

30 yıllık İslami mücadelemde hiç kimseyi kendime çağırmadım..

Ulaşabildiğim herkesi, gücüm yettiğince Kur’an’a çağırdım..

İnsanları Allah’ın Kitabı’na gitmeleri hususunda ikna etmeye çalıştım..

Bırak İktibasçı ve Ercüment’çi olmayı biz Muhammed’ci bile olamayız.

İllaki bir şey olunacaksa biz, olsa olsa Allah’çı oluruz.

Bunca yıldır tanışıyoruz, sizi kendime çağıran tek bir söz işittiniz mi?

Değil siz, hiç kimse işittiğini söyleyemez..

Herkes insanları kendisine ve cemaatine çağırırken biz Kur’an’a çağırıyoruz.

Herkes kurtuluşu kendisinde görürken biz kurtuluşun Kur’an’a dönmekte olduğunu söylüyoruz..

Ercüment Özkan..”

 Malum, birey takılmak, yalnızlığı tercih etmek İslami hassasiyetler bağlamında önerilen bir davranış biçimi değildir; aksine ideal İslam düşüncesi formunda cemaatleşmeyi ve beraberinde kitleselleşmeyi arzu etmek, bunun için de cehdetmek olmazsa olmazlardan kabul edilmektedir..

Bu kabule itiraz etmenin bana göre hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur; lakin bir önceki yazımızda da işaret etmeye çalıştığımız gibi özellikle kompleksli bireylerin cemaatçilik hastalığı, en kötüsü de lider olmayı neredeyse dininin gereği sayanların ve bu mantıkla otorite ihdas etme derdine düşenlerin olumsuz tavırları bizi üzmekte ve germektedir..

Bu çekincelerle de olsa, olur ya belki güzel şeyler söylenir, belki sağlam bilgiler kaleme alınır ve biz de bu münasebetle istifade ederiz diye, hiçbir ayrım da gözetmeden yıllardır cemaat-çi-lerin eylemlerini, yazılı ve görsel medyadaki faaliyetlerini takip edip duruyoruz..

Tabiidir ki bu bağlamda ismi geçen, âlim diye, akil adam, aktivist diye nam bulmuşların bilgi birikimlerini, düşüncelerini paylaştıkları söyleşilerini, makalelerini okuyor, tv. programlarını da seyrediyor/dinliyoruz..

Allah için istisnaların hakkını teslim edelim, istifade etmiyor değiliz elbette; lakin kendi adıma üzgünüm ki geneli itibariyle ağzı açık ayran delisi olmamız isteniyor bizden yani Müslümanlardan..

Düşüncelerini doğrudan, hayranlıkla, şeksiz şüphesiz, sorgusuz sualsiz, hiç tartışmasız; yani tenkit ve eleştiriye tabi tutmadan içselleştirmemiz isteniyor bizden..

Eleştirmeye kalkanların, bildikleri kadarı ile istikamet göstermeye çalışanların, en ağır hakaretlere, en tahfif edici sözlere maruz kaldığı da hiç birimize yabancı değil..

Hal böyleyken derim ki düşünce diye sunulanları isteyen içselleştirsin; böyle bir baskıyı, böyle bir dayatmayı kabul eden etsin, neşeleri bilir!

***

Ama yazık değil mi ve buna bağlı olarak şimdi sormamız gerekmez mi?

Aklımıza ne oldu, düşünme yeteneğimiz dumura mı uğradı?

Hep başkaları mı bizim için düşünecek; neyi nasıl düşünmemiz, neyi nasıl anlamamız, neyi nasıl yapmamız, nerede nasıl davranmamız gerektiğine hep akil geçinenler mi karar verecek?

Hep onlar mı bizi tanımlayacak; söz ve eylemlerimize hep onlar mı ad koyacaklar; hem de hakaretin bini bir para cinsinden? Bu büyüklenmenin, tekebbür sahibi olmanın karşılığı değil midir?

İlim sahibi olmakla beraber hilm sahibi de olunsa ya!

***

Öte yandan akil olmak, âlim ve aydın diye bilinmek insanın kendisini tanımlamasıyla, kendisini işaret etmesiyle olabilecek bir iş midir; yoksa birikimiyle, birikimine hayat verdiği söz ve eylemleriyle yani İslam’ın, İslam ahlakının öngördüğü mümeyyiz vasıflarıyla başkaları tarafından fark edilmesiyle nitelenebilir bir şey midir?

Eskiler (Sokrates) boşuna mı söylemişler: “Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir..” diye..

İslami hassasiyet sahibi olanlar için sorayım: Ne oldu tevazuya, uzaklara mı gönderdik onu, bir daha hiç geri dönmeyesiye?

***

Beri yandan, Kur’an ne işe yarıyordu sahi; keza Hz. Muhammed’in örnek mücadelesi?

İşte Hz. Ebu Bekir’den; “Ey insanlar! En iyiniz olmadığım halde başa getirildim. Fakat Kur’an inmiştir ve Resulullah’ın sünneti ortadadır. Ben olsa olsa O’nun takipçisiyim. Yoksa yeni bir çığır açacak değilim. Eğer güzel yaparsam bana yardımcı olunuz. Eğer yoldan saparsam beni düzeltiniz. Sözlerime kendim ve sizler için istiğfar ederek son veriyorum.”(Mevaziu’s-Sahabe)..

İşte Hz.Muhammed’den: “Cenab-ı Hak, kendisi için tevazu gösteren kimseyi mutlaka yükseltir.” (Müslim);” “Müslüman kardeşine karşı tevazu eden kimseyi Allah yüceltir. Ve ona karşı üstünlük gösteren kimseyi ise alçaltır.” (Taberani)..

Ve işte Kur’an’dan, Furkan 25/63; “Rahman’ın has kulları ki onlar yeryüzünde tevazu ve vekar içinde yürürler ve ne zaman kötü niyetli, dar kafalı kimseler kendilerine laf atacak olsa, (sadece) selam! derler.”. deliller.. Konumuza ilişkin daha bir dolu örnekler bulmak mümkün, Müslümanlar olarak sadece bunlardan tevazuya dair ders çıkarmamız gerekmiyor mu?

***

Bütün bu verilere rağmen anlayamazsak biz Kur’an’ı, örneklik çıkaramazsak Hz. Resulün ve arkadaşlarının mücadelesinden, niye geçiniriz akıllıyız diye; niye güveniriz düşünme melekemize?

Hal böyleyken, Kur’an mealle de olsa anlaşılır bir kitaptır diye, niye söylemde bulunuyoruz biteviye?

Tamam, meal ve tefsirler de; sair telif ve tercüme eserler de birikimli, kültürlü, dil bilen liyakat sahibi insanlar tarafından istifademize sunuluyor bizim, eyvallah, Allah say- ü gayretlerinin ecrini, karşılığını versin; iyi de onlardan mülhem kendi anlam dünyamızı oluşturamayacaksak, kendimize istikamet belirleyemeyeceksek, dahası işi bireysellikten toplumsallaşmaya götüremeyeceksek, niye yazılır çizilir o eserler; niye kütüphanelerimiz lebalep doldurulur da gözümüze gözümüze sokulurlar?.

***

Daha önce de dediğim gibi istenen şey şu mu bizden; her düşünce ortaya koyan ve bunu kitaplaştıran, bir dolu makaleyle sürekli gündemde tutanların sorgusuz sualsiz peşinden mi gitsin insanlar?

Gidelim eyvallah ama hangi birinin?

Kura mı çekelim şimdi aralarında? İş bu kadar basite indirgenebilir mi hiç?

Bu tarz yaklaşımlar ötekinin ötekisine sebep olmaz mı?

Nitekim cemaatçilik oynamanın, birbirleriyle güya hayırda yarışan onlarca cemaatin var olma sebeplerinden biri de bu değil midir? Hani cemaatleşme içinde gelişen problemler yine cemaat içinde çözüme kavuşmalıydı! Hani cemaat tanımı içinde bu kabul de vardı! Hani mezara kadardı dava adamlığı, dostluklar, kardeşlikler; yani İslami kaygılarla oluşan birliktelikler!

***

Açıkça söyleyeyim ki düşünce ürettiklerini söyleyenler,bulundukları yerde kendi düşüncelerinin iktidarına oynarlarsa; takdiri, düşüncelerini paylaştıkları insanlara bırakmazlarsa, bu yönde sabır ve tevekkül dahil tevazu içinde olmazlarsa daha daha ayrışmaya sebep olmaları kaçınılmazdır..

Yahu İslam seçkinler Dini değil ki; sadece belirli bir zümreye, okumuş yazmışlara, mürekkep yalamışlara hitap etmiyor ki! Yani entelektüel donanım sahibi olmak -ki görecelidir ve sonu da yoktur, dil bilmek, sair kültürlere vukufiyet kesbetmek; teolojiden haberdar olmak vs.vs.diğer insanlardan üstün olmanın göstergesi ve gereği değildir ki!..

Donanım denilen şeylere de tefekkürle bir başka boyut kazandırmak, bilgiyi İslam’ın öngördüğü bir keyfiyetle, en mütevazı bir tavırla başkalarıyla paylaşmak; tehdit değil teklif etmek, hilm sahibi olmak, tenkit ve eleştirilere İslam ahlakı gereğince karşılık vermek, umulur ki birinci elden insanın ancak kendisini kurtarabilecek bir durumdur.

***

Şu özellikle bilinsin: İhtiyaç hissedilirse bu tür tanımlara uygun olan birilerine; kendiliğindendir, doğaldır denilir, kalkıp birlikte iş yapılması teklif edilir.. Teklif edilen de havalara girmez, kendisini hiyerarşik olarak da üst sıralarda konumlandırmazsa; yani sahip olduğunu iddia ettiği ilmini otoriteleştirmeye çalışmazsa, yine öyle umarız, girişimin sonu hayrolur..

İşin doğal seyri de bana göre yakışanı da budur..

***

Son olarak derim ki; merhum Ercüment Özkan’ın, yukarıya kopyaladığım ve benim için çok anlamlı olan sözlerine hassasiyetle kulak verilsin.. Bireyselleşmenin, cemaatleşmenin, ilim adamlığının, ilmi otoritenin; yani İslami keyfiyet ve mücadelenin neliği o sözlerde saklı çünkü..

Her zaman dediğim gibi, söz tabii ki anlayana, söz tabii ki dinleyene..

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *