Dindar-Dinci

Dindar-Dinci

Günümüz siyâsî literatüründe dinci denildiğinde herkes artık Türkiye’deki rejimin değişip İslâmî nitelikli bir rejim olmasını isteyenleri, bunun için çalışanları anlamaktadır ki bu doğrudur.

Bir dünya görüşü ve bu dünya görüşüne dayalı yaşam biçimi anlamına gelen din, aynı zamanda ideoloji olarak da anılmaktadır. Din denildiğinde mutlaka Hak din anlamamak gerektiğini Allah kâfirûn suresinde bizlere”. Lekum dinikum ve’l yedîn / Sizin dininiz sizin benim dinim benimdir.” (Kâfirûn 109/6) bildirmektedir. Bu tarif asla siz dininizde kalınız anlamına gelmemekte fakat onların da üzerinde yürüdükleri yolun bir ayrı din olduğunu, fakat yine de din olduğunu vurgulamaktadır. Bu itibarla kimi az düşünenlerin söyledikleri gibi dine ideoloji denemeyeceği veya ideolojiye din denilemeyeceği safsatasının bir anlamı bulunmamaktadır. Bunlar ne dini ne de ideolojiyi bilmeyen kimselerdir.

Eğri veya doğru, hak veya bâtıl olsun bir dünya görüşü ve bunun üzerine kurulu her yaşam biçimi kendine özgü dindir. Bu bağlamda laik-demokrasi de bir dindir, Marksist dünya görüşü ve yaşam biçimi de birer dindirler. Allah da zaten Kur’an’daki yukarıya iktibas ettiğimiz âyette buna işaret buyurmaktadır. Kureyşlilerin ne idüğü belirsiz dinleri için de din demektedir. Öyle ise kesin olarak söyleyebileceğimiz şey eğri olsun, doğru olsun, hak olsun bâtıl olsun biri diğerinden farklı dünya görüşü ve yaşam biçimine din denilir.

Konumuzun başlığına bakıldığında günümüzde çokça kullanılan iki kelime olduğunu görüyoruz.

Dindar kelimesi kısaca bir dinin sahibi ve o dine sahip çıkan, o dinin gereklerini yerine getiren anlamındadır. Dindarlık böyle anlaşılmakta ve algılanmaktadır. Zaten normal olarak da herkesten “ben şu dindenim” demesinin ardından o kimsenin o dinin gereklerini yerine getiren, o dine sahiplenen manası anlaşılmaktadır. Müslümanım ama amelsiz müslümanım demek hiç kimse tarafından dindarlık olarak algılanmaz. Mühendisim ama mühendislik yapmıyorum diyen gibidir ki giderek bildiği mühendisliği de unutacak gözü ile görülür bir kimse. Dindar olmayan da giderek dininden tümüyle sıyrılır ve ondan üzerinde birşey kalmaz. Nasıl herhangi bir meslek üzerinde çalışarak geliştirilir ve kişi giderek işinin uzmanı olursa dindarlık da dinin gereklerini yapmakla sağlanır ve din o kişi üzerinde kalır, gelişir, kişi ile dini bir bütün haline gelir. Aksi halde giderek bir ayrışım süreci başlar ve tümüyle sıyrılmayla sonuçlanır.

Dinci kelimesine gelince din köküne Türkçe ‘ci’ ekinin eklenmesiyle elde edilen bir kelimedir ki anlamı yine yukarıda açıklamaya çalıştığımız dindar kelimesinin yarısı Türkçe yarısı Arapçadan oluşan bir kelime olarak anlamını taşımaktadır. Lügat açısından hiçbir anlam farkı bulunmayan bu iki kelime günümüz Türkiye’sinde kasıtlı ve saptırıcı devlet yöneticileri ve bunlara ayak uyduran aydınlar (!) tarafından çokça kullanılmakta ve halk geleneksel dindarlığı ile bırakılmaya, Kur’an’daki İslam’a yönelmesi önlenmeye çalışılmaktadır.

Geleneksel İslam, yalnızca beş şartı kalmış, rejime, yönetime karışmayan, kıyameti bekleyen, günlük hayatını içe dönük yaşayan ve dışa taşıracak dininden birşeyi bulunmayan İslam’dır. Bu tür İslam zaman içinde o hâle getirilmiştir ki böylesi halkın üzerine marksist hükümlerle hükmedilmiş lâkin halk yine müslüman kalmıştır. Üzerine laik-demokratik rejim uygulanmış halk yine müslüman kalmıştır. Yani başka rejimlere, kendi bünyesinde her zaman yer bulunan bir İslamdır bu İslam. Böylesi bir İslam’ın Kur’an’daki İslam’la uzaktan yakından alakası bulunmamaktadır. Zira Kur’an’daki İslam hem dünya görüşü olarak kendine özgü bir anlayışa sahiptir hem de yine kendine özgü bir yaşam tarzına işaret etmektedir. Hayattan koparılmış bir İslam ölü bir İslam’dır. Tıpkı dalından koparılan çiçeğin artık ölü bir çiçek olması gibi. Hayata uygulanmayan, kişi ve toplum hayatını düzene koymayan bir İslam, hayatla bağları koparılmış bir İslam’dır ki buna ancak ölü İslam demek mümkündür. Ölü İslam’ın ise kimseyi diriltmeyeceği unutulmamalıdır.

Daha ziyade Dinci kelimesi üzerinde durularak İslam’ın hayata uyarlanması gerektiğini söyleyen, dinlerinin gereklerini (en geniş ifadesi ile ibadetlerini) yerine getirmek için çalışanlar için kullanılmaktadır. Dikkat edilirse kelime uydurukluğu da göz önünde bulundurulduğunda din alıp, din satan gibi bir mana yüklenilmiş bir kelimedir. Din ne alınır, ne de satılır. Din bir ticaret metaı değildir. Olması halinde de böylesi dindarlara, böylesi dincilere Allah şiddetli âzab hazırlamıştır. Kitabında böyle buyurmaktadır.

Günümüz siyâsî literatüründe dinci denildiğinde herkes artık Türkiye’deki rejimin değişip İslâmî nitelikli bir rejim olmasını isteyenleri, bunun için çalışanları anlamaktadır ki bu doğrudur. Gerçekten adına kim ne derse desin Islâmın hükümleriyle hükmedilen bir ülkede yaşıyor olmak kadar müslümanım diyenin yapması gereken bir iş yoktur. Zira Allah, kullarından kendi hükümleriyle hükmedilmesini, kendi hükümlerinden üstün hüküm bulunmadığını söylemektedir. Gerçek bu olunca her müslüman şayet İslam’dan haberdarsa, şayet İslam’ın samimi mensubu ise mutlaka Allah’ın hükümleriyle hükmedilmesi için çalışan insandır da. Bunu öncelikle kendi nefsinde, giderek de çevresinden başlayıp topluma çağırışı taşıyarak aynı kanaatin topluma mal edilmesi, güncel deyimiyle kamuoyu meydana getirmek için çalışmakla ibaret etmiş olur. Allah’a kulluğun zirvesi budur. Ben kendime bakarım, kimse beni ilgilendirmez düşüncesinin İslam’da asla yeri bulunmamaktadır.

Bir diğer konu olarak da Din’in istismarını aynı paralelde ele alınmak gerekir. Din, bir dünya görüşü ve yaşam tarzı olduğuna göre demek ki dinin semerelendirilmesi anlamına gelen istismar kelimesi her din için söz sonusudur. Yani Türkiye’de laik-demokratik dünya görüşü ve yaşam biçimini bütün siyâsîler her gün istismar etmektedirler, semerelendirmektedirler. Lâkin size ait dinin semerelendirilmesi gündeme geldiğinde kötü bir iş yapılıyormuş intibaı verilerek böylesi bir işle uğraşmak kerih gösterilmek istenilmektedir. Her din kendisinin hayata geçirilmesini ister. Bu, alan olarak fert yaşamından toplum yaşamına kadar en geniş alandır. Bunu bâtıl olsun, hak olsun her din yapar, yapmıyorsa zaten din değildir. Dinlerin ana ve esas özelliklerinin başında böyle oluşu gelir. Hiçbir fikir yoktur ki sahibinden kendisine iktidar (güç) istiyor olmasın. Başka türlü yaşayamaz o fikir insanda. Ya insanı terk edip kaybolup gidecektir ya da insandan kendine sağlayacağı güç ile varlığını sürdürecek ve geliştirecektir. Başka türlü düşünmek mümkün değildir.

İslam da bir din olduğuna üstelik dinlerin en yücesi, Allah katında kabul görecek olanı (3/ 19) bulunduğuna göre neden ve hangi gerekçe ile istismarı, kullanılması men edilsin? Neden fert ve toplum hayatımızda kullanılmasın, istismar edilmesin. Kullanılmayarak paslanmaya mı terk edilsin? Bunu kim düşünebilir? Müslümanım diyenin diyeceği laf değildir bu. Böylesi söylemler İslam’ı minder dışı tutarak turnuvalar tertib edip, yarışlar düzenleyerek madalyaları kendi aralarında daha baştan bölüşmeyi düşünenlerin düşüncesidir. Zaten Türkiye’de başta molla takımı, onların zaafının üstüne bina edilen laik-demokratik rejimin yapageldiği hep budur: İslâm’ı hayatın dışında tutmak. Böyle olunca da ortalık kendilerine kalmaktadır. Bu tıpkı o kötü diyerek birşeyi başkasının almasını engellemek suretiyle o şeye sahip olmak isteyen kurnaz çocukların yaptığına benzemektedir. İslâm’ı kullanmak yasaktır, kötüdür ama İslam dışında herşeyi kullanmak, istismar etmek mubahtır anlamı taşıyan bu görüş İslam’ı Türkiye’de hayatın dışında tutmaya devam etmektedir. Kimse de ‘yahu size ne oluyor siz kendiniz için kullanılır bulduğunuzu kullanacaksınız biz ise kendimiz için uygun gördüğümüzü, hayatımızı düzene koyacak olan düzeni uygulamayacağız, bu olacak iş midir’ dememektedir.

Ezcümle söylemek gerekirse asıl kullanılmaması gereken, kullanacak değerde bulunmayan marksist ideoloji kullanılmış ve 70 sene içinde insanlara defterlerini sol tarafından vermiştir. Yine kullanılmasında insanlık için gerçekten büyük zararlar bulunan laik-demokratik ideoloji kullanılmakta ve insanların başını dertten çıkarmasına fırsat vermemektedir. Başa belâ olanların kullanılması (istismarı) serbesttir. Lakin insanları düze çıkaracak İslam’ın kullanılması yasaktır. Buna halk deyimiyle TAŞLARI BAĞLAYIP, KÖPEKLERİ SERBEST BIRAKMAK denilir ki bu deyimin anlamı açıklanmaya ihtiyaç göstermeyecek kadar açıktır. Tıpkı Lût kavminin Hz. Lût’u “Bu temizmiş, içimizden atalım da kurtulsun” demeye getirerek onu toplumun dışına çıkmaya, toplumunu terketmeye sevkeden Lûtiler gibi laik-demokrasiden yana olanlar, marksist yaşam tarzından yana olanlar da İslam’a “O temizmiş, içimizden çıkaralım da pislikten kurtulsun” diye yaklaşmaktadırlar. Böylece İslam’ın rekabetinden uzak, aralarında pislik yarışına devam etmektedirler.

Müslümanlar müslümanım diyenler dininizi istismar ediniz, dininizin dindarı, dincisi olunuz. Aksi halde dininiz, kullanılmaya kullanılmaya hayattan kaybolup gitmektedir. Her gün hayatından uzaklaşmaktadır. Buna fırsat vermeyiniz. Aksi halde Allah’a hesab veremezsiniz. Zaten sizlere dininizi istismar etmenin kötü olduğunu müslüman olanlar değil, laik-demokrat olanlar ve marksistler, yani başka din sahipleri söylemektedir, uyanın!.. Bu ne demektir biliyor musunuz? Bal için ‘Arının pisliği’ diyerek elindeki balı yemek isteyen üç kağıtçıların söylemidir bu söylem. Artık uyanın ki uyutulanlardan olmayasınız. Kandırıldığınız ‘yeter artık!.. Bize bundan böyle kim böyle söylerse biliniz ki o başka dindendir ve kendi dini ortalıkta kalsın diye sizi, dininizi ortadan çekmeye çağırmaktadır. Buna asla yanaşmayın. Ortadan asla çekilmeyin ve ortalığı bâtıl din sahiplerine bırakmayın. Yıllardır böyle yapıyor oluşunuz yüzünden kendi dinlerini üzerinize uygulamak için sizlerin oylarınızı kullanıyorlar. Ve küfrü sizler oylarınızla iktidara getiriyorsunuz. Hem de halinizden şikayet ediyorsunuz, hiç düşünmüyor musunuz? Hiç akletmeyecek misiniz?

Evet biz dinimizi istismar ediyor; kullanıyoruz. Hem kendi hayatımızda onu kullanıyor, hem de herkesin hayatında, giderek de toplumun kullanılması için çalışıyoruz, çalışacağız da. Zaten bize vacib olan budur. Hak bâtıl karşısına çıkarılmaya çıkarılmaya bâtıl kendini bir şey sanıyor haldedir? Bu fırsatı vermeyiniz. İslam’ı sürünüz meydanlara, İslam’la yürüyünüz hayata, yaşamaya, yaşama… Göreceksiniz İslam’ın dışındakiler saklanacak delik arayacaklardır. Yapınız bunu, bu sizin için hayati önemde bir davranıştır. Dininiz bununla hayat, bulacaktır, İktidar olmak dinlerin gıdasıdır. İktidarsız din gıdasızlıktan, besinsizlikten ölür. Sizin dininizin de bugün ölü görüntüsünün tek sebebi budur. Dinininizi gıdasız bırakmayınız müslümanlar ve ona iktidar sağlamaya çalışınız. Hem bu dünyada mürüvvetini görürsünüz, hem de ahirette.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal