Tekelci Din Anlayışı Saptırır

Din, insanlara gönderilmiştir. Allah Kur’an’da, “Eyyühennâs!. (Ey insanlar!)” buyurmaktadır. Öyle ise insanlar dinlerine sahib çıkmalıdırlar. Tasallud edenlerin ellerinden almalıdırlar, kurtarmalıdırlar kendi dinlerini.

Tekelci Din Anlayışı Saptırır

Soru (Çanakkele E tipi cezaevinden bir mahkumun mektubu): “Peki ama bu benim anlayışımın toplumsal temelleri ne olacak? Veya diğer mü’minlerle nasıl bir birlikteliğim olabilir? Bu cemaatın hedefinde de devlete giden bir misyonu olsa bunu hangi fıkhî temellere dayandırmam gerekir? Ayrıca bu cemaatın yöntemini nasıl tayin edeceğiz? Günümüzde yoğun bir şekilde tartışması yapılan ‘MEKKE DÖNEMİ’, ‘DAR-ÜL HARB’ fıkhı, ‘DAR-ÜL CAHİLİYE’ fıkhı gibi yöntemlere sizin yaklaşımınız nedir? Sizin önereceğiniz bir yöntem var mıdır?”

Ercümend Özkan: Sorduklarınızla ilgili olarak İKTİBAS’ın ilk sayısından bu yana yayınlanan 132 adet sayıda SELAM İLE/ YORUM/KAVRAMLAR/İKTİBAS’TAN MEKTUPLAR gibi başlıklar altında açıklamalar yaptık. Bu itibarla size dergimizin tamamlanmış 7 cildini, temin edip birlikte (bulunduğunuz yerdeki arkadaşlarınızla birlikte) okumanızı tavsiye ederiz. Bundan böyle yayınlanacak sayılarını da dikkatle okumalısınız. Müslümanları meşgul eden bütün sorulara cevap vermek, sorulmadan açıklamak gibi geçmiş sayılarımızda anlatmaya çalıştık. Orada vaktiniz müsaittir, biliriz. Birlikte okuyunuz, tartışınız, anlaşılmayan hususları sayı ve yazı adı belirterek bize lütfen yazınız ve cevaplayalım. Bu suretle zaman kazanmış oluruz. Ayrıca diğer cezaevlerindeki kardeşlerimizi de dergimizden haberdar ediniz. Onların da okumalarını sağlayınız. İktibas’ı okuyanlar, eğer anlamak da istiyorlarsa İSLÂM’ı rahat ve kolay anlarlar, kavrarlar. Kur’an’ın nasıl okunup anlaşılacağından, Sünnet’in nasıl tanınması, bilinmesi gerektiğine kadar yüzlerce konu işlendi. Onun için okuyunuz diyoruz. Ve başkalarına da tavsiye ediniz. Zira onların da ihtiyacı vardır. Bizimle yine yazışınız.

Diyorsunuz ki mektubunuzun ortalarında: “Özellikle belirtmeliyim ki İktibas’ın sahih İslâmî anlayışı kavramamızda çok önemli rolü oldu. Bizler İslâm diye H. Hilmi Işık ve türevlerinin o kadar etkisi altındaydık ki size o zamanlar veryansın ediyorduk. Hani bir şeyler bildiğimizden de değil, sizin tabirinizle ‘Kocakarıyla Köroğlu hikâyesi’.. O bel’am kılıklı herif, Kur’ân’ı anlamayalım diye öylesi yorumlar yapıyordu ki, bize sadece Perşembe akşamları Yasin okumak kalıyordu. Nasıl olsa birileri, bizim yerimize Kur’an’ı anlıyordu veya geçmişte anlamıştı. Biz her ne kadar “Yahû! Allah-u Teâlâ bu Kitab’ı insanlar anlayamasın (Hâşâ!.) veya bir kısmı anlasın, anlayamayanlara anlatsın” diye mi göndermiş, olamaz şeklinde düşüncelere sahib olsak da, Hz. Ömer’in bir ayetin manasını Peygamberden dinleyip, yine de anlayamaması delilini öne sürerek bu düşüncelerimizi izale ediyordu!

Böyle bir ortamın yabancısı olmadığınız için daha teferruatlı anlatmaya lüzum yok sanırım. Hamdolsun biz, bu kof düşünceleri zihnimizden silip attık. Tevhidi düşünceyi anlamaya çalıştık ve bu durum bizi siyasal tavrımıza da yansıyınca… çıktı ortaya. İktibas da dahil vesile olanlara her zaman hayır duacıyız.” diyorsunuz.

Bugün Türkiye’de (burayı daha iyi bildiğimizden Türkiye diyoruz, yoksa herhangi bir sınırlama düşüncesinde değiliz) hemen hemen milyonlarca insan (müslüman) sizin yaşadığınız yukarıda anlattığınız durumu yaşamaktadır. Üzülsek de durum budur. Durumun böyle olduğu ile ilgili olarak yukarıdaki mektuba verdiğimiz cevapta da çok şeyler bulacaksınız. Gerçekten; falancılar, filancılar, particiler, pırtıcılar, falan hocaefendinin eteğinden tutup, körebe oyunu oynayanlar, filan adamda keramet umanlar ve sayılamayacak kadar çok zümreler ve efendileri, liderleri insanımızı müslümanlığı sevmesinden yararlanarak İSTİSMAR ediyorlar. Hem de SU-İ İSTİ’MAL, yani kötüye kullanıyorlar bunca insanın saf niyetlerini, düşüncelerini, meyillerini.. Onlara cennet vaadederek cehenneme sürüklüyorlar. Asırların getirdiği eğitimsizlik (İslâmî eğitimsizlikten bahsediyoruz), yanlış bilgilendirme, İslam’ın pırıl pırıl gerçeklerini kapatıp, hurafelerle doldurulmuş nice düşünceleri, sahih bilgi diye halâ zavallı insanımıza verip duruyorlar. İstanbul’da namı meşhur bir vaiz efendi avazı çıktığınca bağıra bağıra “Bir otobüste veya lokantada oturduğu yerden kalkan bir kadının yerine, yeri soğumadan oturmanın VALLAHİ’li TALLAHİ’li haram olduğunu” söylüyor.

Asırlardır bu toplum yanlış bilgilendirilmiştir özellikle de dini olan İslâm hakkında. Din adamları zümresi teşekkül etmiş, hıristiyanlıktaki ruhban sınıfı gibi bu zümre, ümmet-i Muhammed’in üzerine gölgesini germiş, onları Kur’an’ı anlamaktan uzaklaştırmış, Sünnet’i araştırmaktan alakoymuştur. Böylece de gereği gibi müslüman olabilmekten alakoymuşlardır. Tümünün (elbette, böyle yapan tümünün) boynu altında kalsın. Din (İslam) bunların tekelinden çıkarılmalıdır. Herkes madem ki Rabbine tek tek hesab verecektir, o takdirde, tek tek dinini öğrenmeli, anlamalı ve yaşamalıdır. Bu yapıldığı takdirde ise göreceksiniz, bunu yapanlar birliktelikler arayacaklar, bulacaklardır da. Zira tek tek Allah’ın ipine yapışanlar göreceklerdir ki, o ipi tutanlar olarak birliktelik halindedirler. Zira bağlandıkları şey aynıdır. Bağlananlar ise, bağlandıkları şeyin aynı olmasından ötürü beraberdirler, birliktedirler, öyle değil mi?

Din, insanlara gönderilmiştir. Allah Kur’an’da, “Eyyühennâs!. (Ey insanlar!)” buyurmaktadır. Öyle ise insanlar dinlerine sahib çıkmalıdırlar. Tasallud edenlerin ellerinden almalıdırlar, kurtarmalıdırlar kendi dinlerini. Zira kendileri tek olarak hesaba çekileceklerdir. Bu hesaba tek tek hazırlanmalıdırlar. Herkes böyle yaparsa, yani tek tek Allah’ın Kitab’ından imtihana hazırlanırsa, aynı şeye hazırlanmış olduklarından aynı şeyler üzerinde olacaklar ve beraberlikleri bir gerçek olacaktır. Bunu yapalım. Bu, oluyor da Allah’a çok şükür. Bu sebeptendir ki geçenlerde İktibas’da da iktibas ettiğimiz gibi, zamanın Devlet Bakanı S. Sert aynen şöyle diyordu: “Özellikle son zamanlarda Diyanet’in, halkın nazarında itibarı gittikçe düşüyor. Artık halk Diyanet’e başvurmaz oldu. Bunun birinci derecede sorumlusu müftülerdir. Müftüleri, ellerinden kaçırdıkları bu fırsatı yeniden ele geçirmeye çağırıyoruz.” Bu sözleri müftüler toplantısında yaptı Bakan. Anlaşılıyor değil mi, dinlerine sahiplenen ve başkalarına dinleri hususunda vekalet vermeyen, asaleten yürütmeye başlayan müslümanlar çoğaldıkça telaşlananlar da çoğalıyor. Yani böyle oldukça din, devletin (laik devletin) kontrolünden çıkıyor diye hayıflanıyorlar. Hayıflansınlar. Bu gidiş gelişerek sürecektir ve Diyanet’e başvuranlar kalmayacak, doğrudan Kur’an’a, doğrudan Sünnet’e başvurular olacaktır, olmaya başladığı gibi. O zaman müslümanı, Diyanet değil, dini yani İslâm yönetip yönlendirecektir. Allah’ın buyrukları ve O’nun Resulünün Sünnet’i müslüman için düşünce kaynağı ve yaşam tarzı olacaktır.

Bunu hep birlikte yapalım. Ruhban sınıfının elinden alalım dinimizi, kendi zimmetimize geçirelim. Sahiplenelim. Zira ahirette hesabını bizim adımıza onlar değil, kendimiz vereceğiz. Bu dünyada da üzerimizdeki tasallutlarını kaldırmış, benliğimize kavuşmuş oluruz. Onurlu olan yol budur. Tutalım bu yolu hep birlikte..

Allah’a emanet olunuz. Selamlarımızla.

İktibas, şubat 1990, sayı 134

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal